Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 06.03.2026 08:13

Zihnî Vesayetten Rûhî Hürriyete: Öze Dönüş!

Facebook Twitter Linked-in


Sahte Işıkların Peşinde Kaybolan İstikâmetimiz!

Akıl ve gönül dengesini kuran bir neslin medeniyet inşâsı üzerine...

Tanzimat’la birlikte esmeye başlayan o meşhur rüzgâr, zamanla bir kültür kasırgasına dönüştü. Batılılaşma serüveninin beraberinde getirdiği yabancılaşma; asırlardır bizi ayakta tutan istikâmet bilincimizi, irfan geleneğimizi ve bizi biz kılan köklü değerlerimizi gölgede bıraktı. Ne hazindir ki bu savruluş; bizi kendi yurdunda garip, öz kültüründe yabancı bir nesil hâline getirirken; zihin dünyamızı da Batı’nın fikrî vesayetine mahkûm etti.

​Oysa Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

​"İzzet (şeref ve haysiyet) ancak Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve müminlerindir." (Münâfikûn, 8)

​Biz izzeti yanlış kapılarda, sönük kandillerin sahte parıltılarında aradık. Kendi göğündeki yıldızı görmezden gelip başkasının meşalesiyle yol yürümeye kalkanın nasibi, ilk virajda istikâmetini kaybetmektir.

​Gökteki Yıldızlar: Pusulamız Kim?

​Bu millet ne zaman dünyaya ilim, sanat ve adaletle hükmettiyse, pusulası dâima sabitti. Ufkumuzu aydınlatan kandillerimiz, yolumuzu çizen devâsâ çınarlarımız vardı:

​İmam-ı Âzam’ın eşsiz ferâseti ve hukuk dehâsı,

​İmam-ı Gazâlî’nin nefis terbiyesi ve kalbî derinliği,

​Abdülkadir-i Geylânî’nin sönmeyen mâneviyat meşâlesi,

​İmam-ı Rabbânî’nin tavizsiz ve vakur duruşu...

​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

"Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidâyeti bulursunuz."

​İşte bu büyük zatlar, o yıldızların yeryüzündeki iz düşümleridir.
Onlara sırt çevirip modernizmin sığ sularında "yenilik" aramak, ana caddeden ayrılıp çıkmaz sokaklarda yankılanan bir gürültüye hapsolmaktır.

​Sahih Gelenek ve Mânevî İstikâmet

​Bugün "mezhepsizliği" bir özgürlük alanı zannedenler, köksüz akımların kurak çöllerinde serap peşinde koşmaktadırlar. Edille-i Şer’iyye (Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas) bizim mânevî can simidimizdir. Bu sarsılmaz sacayağından birini dâhi eksik bırakan anlayış; ya aşırı uçların kucağına düşer ya da modernizmin çarkları arasında deizmin ve inançsızlığın girdabına kapılır.

​İmam-ı Mâlik Hazretleri’nin şu hikmetli sözü kulaklarımıza küpe olmalıdır:

​"Bu ümmetin sonu, ancak başının (selef-i sâlihînin) ıslah olduğu şeyle ıslah olur."

​Akıl ve Gönül Dengesiyle Kızılelma’ya

​Alparslan’ı Malazgirt’te muzaffer kılan, Fatih’e İstanbul’un kapılarını açtıran ve Sultan Abdülhamid Han’ı yedi düvele karşı ayakta tutan sır; Kur’an ve sahih sünneti hayatın merkezine koymalarıydı. Onlar akıl ile gönlü, madde ile mânâyı mükemmel bir dengede buluşturdular.

​Sadece akla güvenen "bilgi hamalı", sadece duyguya hapsolan ise "hayalperest" olmaya mahkûmdur. Ancak bu iki cevheri tevhid edenler İ'lâ-yi Kelimetullah bayrağını yeniden en yüksekte dalgalandırabilir ve mukaddes hedeflere yürüyebilir.

​Binayı Yeniden İnşâ Etmek

​Mâneviyat binası sarsılırsa, üzerine inşâ edilen hiçbir maddî hayal ayakta kalamaz. Geleceğimizi; ne medeniyetinden bihaber sığ zihinlerin ne de kutsalları kendi çıkarına âlet eden cahil bezirgânların insafına bırakabiliriz.

​Vakit, özümüze dönme vaktidir. Vakit, köklerimizdeki asil rûhu yeniden kuşanma vaktidir. Kendi medeniyet evimizde misafir gibi değil, ev sahibi gibi dimdik durma vaktidir.

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —