Rafet Ulutürk

Tarih: 28.02.2026 10:19

Zamanın Kalbindeki Eşik: Kendi Kadrine Uyanmak

Facebook Twitter Linked-in

Dünya, tarihin hiçbir döneminde bu kadar gürültülü olmamıştı. Zihnimiz, bitmek bilmeyen bir enformasyon sağanağı ve gelecek kaygısının pençesinde kıvranırken, çoğumuz hayatımızı değiştirecek o "büyük işareti" bekliyoruz. 
Bir mucize, gökten inecek bir nida ya da takvimde kırmızıyla işaretlenmiş o büyülü günü... 
Oysa hakikat, ilan edilerek gelmez; o, fısıltıyı duyacak kadar sessizleşenlerin ve içindeki gürültüyü dindirmeyi başaranların kapısını çalar.

Peki, bir insan ne zaman tam manasıyla "hazır" sayılır? Ve ne değişir de sıradan bir vakit, bin aydan daha hayırlı bir genişliğe bürünür?

Bin Ayın Sırrı: Nitelik Niceliği Ne Zaman Alt Eder?

Bin ay; yaklaşık seksen üç yıl, yani ortalama bir insan ömrü demektir. Bir gecenin koca bir ömre bedel kılınması, basit bir matematik hesabı değildir. Bu, zamanın yatay düzlemden çıkıp dikey bir derinlik kazanmasıdır.
Sıradan bir anı "bin aydan daha hayırlı" kılan şey, gökyüzünün fiziki kapılarının açılmasından ziyade, insanın kendi iç dünyasındaki paslı kilitleri kırmasıdır.
Zaman, biz içine bir "anlam" ve "şahitlik" yüklediğimizde genişler. Eğer kalbinizdeki kap dar ise, üzerinize okyanuslar yağsa bile alacağınız nasip kabınız kadardır. Hazır olmak; sadece beklemek değil, beklediğin o muazzam hakikati ağırlayabilecek bir boşluk yaratmaktır.

Hazır Olmak: 
Bir "Boşalma" Sanatı
Genelde hazır olmayı bir "doluluk" hali zannederiz; daha çok bilgi, daha çok ritüel, daha çok çaba... 
Oysa gerçek hazırlık, bir boşalma halidir. Zihindeki önyargıları tahliye etmek, egonun inşa ettiği o kaskatı kuleleri yıkmak ve "ben biliyorum" kibrinden sıyrılmak... 
Bardak ağzına kadar doluysa, içine yeni bir cevher koyamazsınız.
İnsanın kendi "kadrini" —yani değerini ve varoluş gayesini— fark etmesi, ancak zihnindeki uğultu dindiğinde belirginleşir. 
Modern dünyanın hız ve tüketim dayatması bizi anın bereketinden koparıp takvimin sayfaları arasına hapsetmişken; durmak, başlı başına bir devrimdir.

İlan Edilmeyen Büyük Randevu
Kadir Gecesi’ni aramak bir yolculuksa, ona kavuşmak her daim gizli bir ikramdır. 
Bu gecenin bir tarihle mühürlenmeyip zamanın içine gizlenmesi, aslında bize her anın "o an" olabileceğini fısıldar. Bazı büyük karşılaşmalar ilan edilmez. Hakikat, sadece hazır olanın gönül kapısını aralar.
Belki de "o gece", sizin kendinizle barıştığınız, bir başkasının karanlığına ışık olduğunuz ya da kibrinizi toprağa gömdüğünüz o sıradan görünen andır. Kadir’i aramak, aslında kaybettiğimiz "insanlığımızı" ve "özümüzü" aramaktır.

Sonuç Yerine: 
Siz Neredesiniz?
Sıradan bir zamanı mucizeye dönüştüren şey, sizin o ana kattığınız samimiyettir.
Göklerin kapısı her zaman açıktır; asıl mesele, bizim kendi kapımızın önündeki yığınları temizleyip temizlemediğimizdir.
Kendi içinizdeki o "bin aylık" uyuşukluğu tek bir saniyede dağıtmaya, perdeleri aralamaya hazır mısınız?

Yoksa hâlâ takvimdeki o belirli günü bekleyerek asıl "Kadrinizi" mi erteliyorsunuz?
Unutmayın; gönül, kendisine verileni değil, kendisinde olanı fark ettiğinde muradına erer.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —