Rafet Ulutürk

Tarih: 11.02.2026 07:17

Yolun Söylediği: Kaybolmanın Bilgeliği ve Kırıkların Gücü

Facebook Twitter Linked-in

Hayat, çoğumuz için pürüzsüz bir zemin üzerinde ilerleme gayretinden ibaret. Ancak gerçeğin çıplak yüzü, ilk adımda sendelediğimizde çarpar kalbimize. Çoğu zaman hayatı, sevdiğimiz bir dizi karakteri öldüğünde döktüğümüz o samimi ama çaresiz gözyaşlarıyla izleriz.
Peki ya o yolun üzerindeki keskin taşlar ve zihnimizdeki o görünmez hapishaneler? 
Belki de asıl mesele yoldan çıkmak değil, yolun bizzat kendisi olabilmektir.

Tamir Edilemeyen Vazolar, Eskimeyen Yaralar
Metinde geçen "vazo" metaforu, insan ruhunun en büyük paradoksunu temsil ediyor.
Gözümüz gibi baktığımız bir vazo kırıldığında, onu en güçlü yapıştırıcılarla bir araya getirsek de o çatlaklar orada kalır. İnsan da böyledir; yaşadığı bir hüsranı, bir kaybı ya da bir tükenmişliği "hiç olmamış gibi" silebilir mi? Hayır. Ancak o kırıklar, bizi pürüzsüz ama ruhsuz birer nesne olmaktan çıkarıp, yaşanmışlığı olan birer "insan" kılar. Çaresizlik, o vazonun kırılmış olmasını değiştirememektir; ama olgunluk, o kırık vazoyu o haliyle başköşeye koyabilme cesaretidir.

Zihnimizin İnşa Ettiği Görünmez Duvarlar
Modern dünya bize dış dünyayı kontrol edebilecek binbir çeşit sistem sunarken, ruhumuzdaki o küçücük taşların neden dengemizi bozduğunu açıklayamaz.
Zihnimiz bazen öyle ağırlaşır ki, olmayan bir girdabın içinde boğulduğumuzu sanırız. Bu, insanın kendi içinde yarattığı o içsel hapishanedir.
Oysa fark etmediğimiz bir gerçek var: O hapishanenin gardiyanı da, anahtarı elinde tutan mahkumu da biziz. Gerçek eriyiş sıcakla değil; gözümüzün önündekilerin yavaş yavaş yok oluşunu sessizce izlemekle başlar.

Aramaktan Vazgeçip Kaybolmaya İnanmak
Belki de en büyük yanılgımız, hayatı bir "arama kurtarma çalışması" sanmamızdır.
Sürekli bir anlam, bir başarı, bir el arıyoruz. Oysa hayat yolculuğunda asıl öğrendiğimiz şey kaybolmaktır.
Kaybolmak, egonun haritalarının yırtıldığı, tüm pusulaların sustuğu o kutsal andır. Çünkü insan, ancak tamamen kaybolduğunda, sığınacak hiçbir yeri kalmadığında gerçekten kendine varmaya başlar.

"Nasılım?" Sorusunun Gücü
Bugün durup kendimize o en dürüst soruyu sorma vakti: "Nasılım?" 
Bu soru, dipsiz bir çaresizlikten uzaklaşmanın ilk basamağıdır. 
Yolun neresinde olduğumuzun, hangi ayakkabıyla yürüdüğümüzün bir önemi yok. Çünkü bu yol sadece menzile ulaşmak için değil; bizi dönüştürmek, içimizdeki o çözülmemiş bilmeceyi adım adım dokumak için var.
Unutmayın; en karanlık anlarınız, bir sonraki adımın ışığına gebedir.
Yeter ki kaybolmayı bir son değil, kendinizi yeniden bulacağınız bir başlangıç olarak görün.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —