
Gerçekler Neden Kaybediyor?
Eskiden “dürüst” olmak bir referanstı. Şimdi ise fazla sade kalıyor. Çünkü gerçekler süssüzdür, filtresizdir, olduğu gibidir. Ama yalan öyle mi? Yalan, makyaj yapar. Kendini pazarlar. Abartır, büyütür, parlatır.
Bugün bir işe girerken bile insanlar kendini anlatmıyor, kendini “satıyor.” CV’ler artık yaşanmışlık değil, kurgulanmış hikâyelerle dolu. Üç ay çalıştığı yeri üç yıl gibi anlatan da var, hiçbir şey bilmeden “uzmanım” diyen de. Çünkü sistem bunu ödüllendiriyor.
Doğru olan sessiz, yalan olan özgüvenli. İşte fark burada başlıyor.
Parlatılmış Hayatlar Çağı
Sosyal medyada herkes başarılı, herkes mutlu, herkes zirvede. Bir tek gerçek hayatlar eksik. İnsanlar artık yaşamak için değil, göstermek için yaşıyor.
Bir fotoğraf, bir paylaşım, birkaç süslü cümle… Gerçek olmayan bir hayatın vitrine konulması bu kadar kolay. Ve ne acıdır ki, insanlar bu vitrine inanıyor.
Gerçek emek görünmezken, şişirilmiş başarılar alkış topluyor. Çünkü kimse perde arkasını merak etmiyor. Herkes vitrine bakıyor.
Dürüstlük Neden Dezavantaj Oldu?
Dürüst insan net konuşur. Abartmaz. Yapamayacağını söylemekten çekinmez. Ama bu çağda bu özellikler zayıflık gibi algılanıyor.
Yalan söyleyen ise sınır tanımıyor. Her şeyi yapabileceğini iddia ediyor. Büyük konuşuyor, iddialı duruyor. Ve çoğu zaman kazanan o oluyor. Çünkü insanlar gerçeği değil, umut veren yalanı tercih ediyor.
İşte bu yüzden yalanın CV’si daha güçlü. Çünkü sistem, doğruluğu değil, etkileyiciliği ölçüyor.