Tarihin tozlu sayfaları arasında yankılanan bir ses vardır; bazen bir ağıt, bazen bir direniş şarkısı gibi...
Bu ses, Volga-Ural bölgesinin en kadim sakinlerinden biri olan Çuvaş Türklerine aittir.
Bugün sayıları azalan, dilleri ve kimlikleri büyük bir asimilasyon kıskacında daralan bu halk, aslında Türk dünyasının en eski ve en özgün köklerinden birini temsil etmektedir.
Bulgar Türkleri ile Ortak Kader: Tek Ruh, İki Coğrafya
Çuvaş Türkleri, tarihin en büyük Türk devletlerinden biri olan Büyük Bulgar Hanlığı’nın doğrudan mirasçılarıdır.
Yedinci yüzyılda Kubrat Han’ın vefatıyla dağılan Bulgarların bir kolu Tuna boylarına gidip zamanla yerli halkla karışarak bugünkü Bulgaristan’ın temellerini atarken; diğer kol, İdil (Volga) boylarında kalarak kendi kimliğini korumuştur.
Bu bağlamda Çuvaşlar, Bulgar Türkleri ile öz kardeştir. Bugün Çuvaşça, Türk dilleri ailesinin "Oğur" grubuna ait yaşayan tek dildir. Yani onlar, Türk dünyasının yaşayan en eski lehçesini, binlerce yıllık bir hazineyi dillerinde taşımaktadırlar.
Rus Çarlığı’ndan Sovyetler’e: Sessiz Soykırım ve Asimilasyon
Çuvaş halkının bugünkü sayıca azlığı ve kültürel daralması, tesadüfi bir tarihsel akışın sonucu değildir.
1552’de Kazan Hanlığı’nın düşüşüyle başlayan süreç, Çuvaşlar için bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür.
Zorunlu Hristiyanlaştırma ve Kültürel Kırım: Rus Çarlığı döneminde, Çuvaş Türkleri sistematik bir şekilde din değiştirmeye zorlanmıştır.
İbadetleri yasaklanmış, kadim gelenekleri "gericilik" olarak nitelendirilmiş ve isimleri değiştirilmiştir.
Bu, fiziksel bir yok edişten öte, bir milletin ruhunu hedef alan bir "kültürel soykırım"dır.
Sovyet Dönemi ve Kimlik Kaybı: Sovyetler Birliği döneminde, "tek tip vatandaş" yaratma politikası altında Çuvaş kimliği baskılanmış, entelektüel kesim sürgünlere ve kıyımlara uğramıştır.
Verimli toprakları kolektifleştirilmiş, halk kendi öz yurdunda işçileştirilmiştir.
Modern Zamanların Tehdidi: Bugün ise Çuvaşistan bir özerk cumhuriyet olsa da, Ruslaştırma politikaları dilin evlerde dahi konuşulmasını zorlaştırmaktadır. Genç nesillerin kendi dillerinden kopması, bir halkın tarihten silinmesi riskini doğurmaktadır.
Bir Varoluş Mücadelesi
Çuvaşların bugün azınlıkta kalması, onların zayıflığından değil, maruz kaldıkları devasa baskı mekanizmalarının büyüklüğündendir. Ancak unutulmamalıdır ki; bir milletin sayısı azalsa da, taşıdığı kültürel kodlar evrenseldir. Çuvaş Türkleri, Bulgar kardeşleriyle olan tarihsel bağlarını ve "Oğur" Türkçesinin o eşsiz tınısını korudukça, Türk ağacının en kadim dalı olarak yeşermeye devam edecektir.
Sonuç: Sahip Çıkma Vakti
Eğer bugün Türk dünyasında bir birlikten bahsediyorsak, bu birlik en çok Çuvaşistan gibi "uç beyi" görevindeki mahzun kardeşlerimizi kapsamalıdır. Onların dillerinin yaşaması, Türk tarihinin ilk halkalarının kopmaması demektir. Bizler, Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi, bu zor zamanlarda "ayrıcı değil birleştirici" olmalı, bu kadim halkın sesini dünyaya duyurmalıyız.
Çünkü Çuvaş Türkleri biterse, Türk tarihinin en eski sayfası kapanmış olacaktır. Onları yaşatmak, kendi köklerimize sahip çıkmaktır.