2026 yılının ilk günlerinde dünya, canlı yayında bir liderin topallayan yürüyüşünü izledi. Nicolás Maduro’nun, ABD’nin özel kuvvetleri tarafından ülkesinden çıkarıldığına dair görüntüler; gözleri bağlı, elleri önden kelepçeli, beden dili kırılmış bir devlet başkanını gösteriyordu. Yürüyüşündeki aksama, ayağındaki topallama, fiziksel zorlanma… Bunlar, bir liderin değil, bir ülkenin iradesinin zorla sürüklendiği anın işaretleriydi. Ve bütün dünya izledi. Fakat kimse konuşmadı.
Birleşmiş Milletler’in ve sözde “egemenlik hassasiyeti taşıyan” dünya başkentlerinin bu suskunluğu, diplomatik nezaket değil; küresel esaretin, korku üzerinden örgütlenen yeni dünya düzeninin resmidir. Çünkü bugün bir ülkenin lideri kendi halkının önünde değil, yabancı bir gücün operasyon koridorunda yürütülüyorsa; ve dünya buna “endişeyle bakıp kenara çekiliyorsa”, bu artık uluslararası hukukun değil, uluslararası korkunun çağıdır.
Mahremiyeti Kaybolan Devlet, Rehineleşen Lider
Feodal yapılarda itaat, gelenekten doğar. Modern devletlerde ise itaat, hukuktan ve toplumsal sözleşmeden beslenmelidir. Ancak bugün dünya liderlerinin büyük bir kısmı, kendi halklarının değil; yarın ABD’den gelebilecek bir yaptırım paketinin, bir yargı dosyasının, bir medya linçinin ya da bir askeri müdahale tehdidinin karşısında konumlanıyor. Bu, bir dış politika tercihi değil; karakter çöküşüdür.
Maduro örneği şunu söylüyor:
“Güç, artık sınır tanımıyor. Çünkü kimse sınırını savunmuyor.”
Sarı Öküz: İlk Taviz Son Tavizdir
Sarı Öküz hikâyesi Türk ve dünya fabl geleneğinde aynı mesajı taşır: Güçlü bir sürü, saldırılara karşı birlik olduğunda yenilmezdir. Ancak düşman doğrudan saldıramadığında, sürünün içinden birini isteyerek sürüyü böler. Sürü sahibinin “bir taneyi verirsem gerisi kurtulur” yanılgısı, yok oluşun başlangıcıdır. Çünkü verilen öküz değil, direnme hakkıdır.
Bugün Venezuela’dan istenen Sarı Öküz, bir hayvan değil; egemenliğin ve itiraz iradesinin kendisidir. Dünya buna ses çıkarmadığında, Sarı Öküz sadece Venezuela’dan değil; tüm dünya milletlerinin geleceğinden verilmiş oluyor.
2026 ve Sonrası: Öngörülebilir Felaketin Kronolojisi
Bu olay bir başlangıç değil; zaten başlamış olan sürecin görünür hale gelmesidir. 2026’dan sonrası için çok boyutlu bir kronoloji artık kehanet değil, net bir okumadır:
ABD’nin müdahale dili askeri operasyonla sınırlı kalmayacak; ekonomik kuşatma, medya manipülasyonu, siber baskı, uluslararası kurumların içini boşaltma, liderleri kriminalize etme ve kamuoyu mühendisliği ile genişleyecek. Savaşın biçimi değişti; ama amacı aynı: Egemenlikleri rızayla değil, korkuyla yönetmek.
Sırada şunların olması kuvvetle muhtemel:
• Liderlerin “hukuki hedef” haline getirilmesi ve bunun uluslararası meşruiyet kılıfıyla servis edilmesi,
• Ülkelerin iç siyasetinin yolsuzluk dosyaları ve küresel medya ağlarıyla dizayn edilmesi,
• Yerel lider figürlerinin kriminalize edilip ulus devletlerin savunma refleksinin kırılması,
• Ekonomilerin enerji, ticaret ve yaptırım sopasıyla hizaya getirilmesi,
• Teknolojik bağımsızlığın değil, teknolojik bağımlılığın ittifak kriteri haline gelmesi,
• BM, bölgesel birlikler ve uluslararası örgütlerin, müdahaleye değil müdahale edenin tonuna göre pozisyon alması,
• Ve en tehlikelisi: Tüm bunların “olağan”, “kaçınılmaz”, “küresel güvenlik gereği” gibi kavramlarla normalize edilmesi.
Dünyayı Bekleyen Tehlike: Güç Değil, Güce Tapanlar
ABD’nin narsist emperyal refleksleri elbette tehlikelidir.
Fakat ondan daha tehlikeli olan, bu reflekslere karşı durmayan, kınamayan, dikleşmeyen, itiraz etmeyi ulusal bir hak değil kişisel bir risk olarak gören liderlerdir. Çünkü emperyalizm ancak korku bulduğu yerde büyür.
Bugün dünya liderleri ikiye ayrılıyor:
• ABD’den korkanlar,
• ABD’ye rağmen korkanlar.
Oysa olması gereken üçüncü seçenekti:
• ABD’ye rağmen egemenliğini savunanlar.
Bu seçenek ortadan kalktığında, mesele Venezuela’nın lideri değil; tüm dünya halklarının geleceğinin ipotek edilmesidir.
Son Soru
2026’nın ilk günlerindeyiz.
Ve artık sorulması gereken soru şu değil:
“ABD ne yapar?”
Asıl soru şu:
“Dünya neden hiçbir şey yapmaz?”
Bu sorunun cevabı verilmediği sürece, Sarı Öküz her gün başka bir ülkeden götürülmeye devam edecek.
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar