Bu topraklar kolay vatan olmadı.
Bu bayrak kolay dalgalanmadı.
Bu devlet kolay kurulmadı.
Son günlerde bir yazı üzerinden yeniden alevlenen tartışmalar, aslında yıllardır içimizde kanayan bir yaranın işaretidir. Evet, terör gerçeği vardır. Evet, bu ülke on binlerce evladını şehit vermiştir. Evet, acı büyüktür.
Ama şunu en başta net söyleyelim:
Terör başka şeydir, Kürt başka şeydir.
Bölücülük başka şeydir, vatandaşlık hukuku başka şeydir.
Bizim meselemiz etnik kimlik değil; bizim meselemiz, bu ülkeye silah doğrultan zihniyettir.
Türk’ün de Kürt’ün de Şehidi Aynı Topraktadır
Bu memleketin doğusunda da batısında da analar ağladı.
Şehit mezarlarına baktığınızda sadece “Türk” yazmaz.
Kürt de vardır, Laz da vardır, Çerkez de vardır, Arap da vardır.
Kurtuluş Savaşı verilirken safta kim vardı?
Sadece bir etnik unsur mu? Hayır.
Bu millet omuz omuza yürüdü.
Bu yüzden “Türk milleti” dediğimiz kavram bir ırk adı değil; bir siyasi ve tarihi kimliktir. Aynı kaderi paylaşanların adıdır.
Teröre Taviz Yok, Vatandaşa Haksızlık Yok
Terör örgütü PKK bu ülkeye kan kusturmuştur.
Buna karşı tavrımız nettir:
Devlet, terörle mücadelede geri adım atamaz.
Fakat bir başka hakikati de cesaretle söylemek gerekir:
Bu ülkede milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımız terörle hiçbir bağ kurmamış, alın teriyle yaşamış, devlete sadakatle bağlı kalmıştır.
Sanatta, siyasette, ticarette, akademide nice isimler yetişmiştir.
Yılmaz Erdoğan, İbrahim Tatlıses gibi kültürel figürler toplumun ortak hafızasında yer etmiştir.
Bu örnekler bir “lütuf” değil, bu ülkenin doğal vatandaşlık düzeninin sonucudur.
O halde mesele etnik kimlik değildir.
Mesele; şiddeti meşrulaştıran zihniyettir.
Eleştiri Cesaret İster, Ama Adalet Daha Büyük Cesaret İster
Kendi içimizde özeleştiri yapmak zorundayız.
Teröre mesafe koymayan her yapı yanlıştır.
Çocukları sokağa süren her anlayış yanlıştır.
Feodal baskı, töre cinayetleri, kadın üzerinde tahakküm – bunlar neredeyse, kim yapıyorsa yanlıştır.
Ama aynı şekilde toptancı bir dil de yanlıştır.
Bir milleti suçlu ilan eden söylem, birlik değil ayrışma üretir.
Bizim ihtiyacımız olan şey;
öfke değil akıl,
hakaret değil hukuk,
ayrışma değil aidiyettir.
Bu Vatan Hepimizin
Türkiye Cumhuriyeti bir etnik kulüp değildir.
Bu devlet, “Ben bu bayrağın altında yaşamayı kabul ediyorum” diyen herkesindir.
Mustafa Kemal Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” derken, bir ırk tarif etmiyordu.
Bir kader birliğini tarif ediyordu.
Bizim davamız;
Devleti zayıflatmak değil, güçlendirmektir.
Milleti parçalamak değil, sağlamlaştırmaktır.
Terörle arasına net çizgi koyan her vatandaşımız başımızın tacıdır.
Ama devlete silah doğrultanla da asla müzakere edilmez.
Ey Aziz Milletim
Bu mesele Türk-Kürt meselesi değildir.
Bu mesele;
devlet ile terör arasındaki meseledir.
Birlik ile bölücülük arasındaki meseledir.
Hukuk ile vandallık arasındaki meseledir.
Biz ne kimliğimizden utanırız
ne de başkasının kimliğini düşman görürüz.
Bizim ölçümüz şudur:
Bu bayrağa saygı var mı?
Bu vatana sadakat var mı?
Bu milletin huzuruna katkı var mı?
Varsa kardeşiz.
Yoksa devlet gereğini yapar.
Türk’ün de Kürt’ün de geleceği aynı gemidedir.
Gemiyi delmeye çalışan kim olursa olsun karşısındayız.
Ama gemideki yolcuyu etnik kökenine göre ayırmayız.
Çünkü biz biliyoruz:
Birlik, sloganla değil; adaletle kurulur.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar