Bulgaristan siyasetinde bazı açıklamalar vardır; içeriklerinden çok, hangi zihniyeti yeniden üretmeye çalıştıklarıyla önem kazanırlar. Son günlerde yapılan “karşılıksız destek” açıklaması da tam olarak böyledir.
Bu tür çıkışlar, tek başına bir siyasi tercihten ziyade, Bulgaristan Türk toplumuna yıllardır dayatılan bir anlayışın tekrar sahneye sürülmesidir:
“Biz sizin yerinize konuşuruz.”
Oysa bugün itiraz edilen şey bir isim ya da tek bir açıklama değildir.
İtiraz, Türk toplumunun hâlâ oy deposu, pazarlık unsuru ve otomatik destekçi olarak görülmesine yöneliktir.
“Biz Oy Deposu Değiliz, Temsil İstiyoruz”
Bulgaristan’daki Türk gençleri artık çok net konuşmaktadır:
Biz oy deposu değiliz. Biz temsil istiyoruz.
Bu talep yeni değildir; sadece uzun süre bastırılmıştır.
130 yıl boyunca Bulgaristan Türklerine “hırsız” denmedi.
Ama acı bir gerçek var ki, son 30 yılda Türkleri temsil ettiğini iddia eden yapıların tamamı yolsuzluk iddialarıyla anılır hâle geldi.
Bu durum Türk toplumunun suçu değildir.
Bu utanç, Türkleri vitrin olarak kullanan; ama karar mekanizmalarını kapalı tutan Bulgar siyasi sisteminin ve bu sisteme uyum sağlayan yerel aktörlerin eseridir.
30 Yıldır Kapalı Kapılar
Son 30 yılda Bulgar partileri, Türk gençlerine kapılarını gerçekten açmadı.
Açtığını söyleyenler ise, bunu ancak sözde Türk partisinden dışlanan isimleri vitrine koyarak yaptı.
Tertemiz, eğitimli, liyakatli Türk gençleri sistematik biçimde görmezden gelindi.
Sonuç ne oldu?
Bugün bu gençlerin büyük bir kısmı:
Türkiye’de,
Avrupa ülkelerinde,
Uluslararası kurumlarda
görev alıyor ve bulundukları her yerde işlerini layıkıyla yapıyor.
Demek ki sorun gençlerde değil;
sorun, Bulgaristan’daki siyasi kapı bekçilerinde.
2011: Zihniyetin İlk Kez Sarsıldığı Yıl
2011 yılı bu yüzden sıradan bir seçim değildir.
BULTÜRK’ün bir Türk cumhurbaşkanı adayı çıkarması, bir seçim manevrası değil; zihniyet isyanıdır.
50 bin oy, bir rakamdan ibaret değildir.
Bu oylar şunu söylemiştir:
“Biz sadece destekleyen değil, alternatif üreten bir toplumuz.”
Ve ilk kez, alışılmış düzen bozulmuş;
geleneksel olarak desteklenen aday seçilememiştir.
Bu, Türk oylarının otomatik bir blok olmadığının resmî ilanıdır.
Bu Seçimlerin Belirleyici Gücü Türklerdir
Bugün gelinen noktada şurası açıktır:
Bu seçimlerin belirleyici gücü Türkler olacaktır.
Ama artık:
Sandık oyunlarıyla,
Kulis pazarlıklarıyla,
Eski alışkanlıklarla
sonuç almak mümkün değildir.
O dönemler geride kalmıştır.
Türk toplumu artık şunu talep etmektedir:
Bulgar partilerinin listelerinde gerçek Türk temsilciler görmek
Genç, temiz, liyakatli isimlerin karar mekanizmalarına girmesi
Süs değil, söz sahibi olunması
Yeni Dönem, Yeni Siyaset
Bu yeni dönemde şeffaflık esastır.
Hesap verebilirlik esastır.
Ve en önemlisi, temsil yukarıdan bahşedilen değil, tabandan kazanılan bir haktır.
Eski aktörler için yapılacak en doğru şey bellidir:
Evlerinde kitap yazmak, torun büyütmek ve siyaseti gençlere bırakmak.
Çünkü artık toplum şunu açıkça söylemektedir:
Eski komünist alışkanlıklarla, kapalı devre siyaset yapan anlayışla yol yürünemez.
Bugün yapılması gereken şey nettir:
Bu zihniyeti sandıkta parlamento dışına taşımak.
Bu bir intikam çağrısı değil;
bu, gecikmiş bir demokratik temizlik talebidir.
Ve Bulgaristan Türkleri bugün ilk kez bu kadar net konuşmaktadır:
“Bizim adımıza artık otomatik kararlar alınamaz.”
Bu, bir itiraz değil;
hak edilmiş bir temsil mücadelesidir.