Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 25.01.2026 18:14

Tüm İmkânlar Var, Sadece Ebâbiller Eksik! * Temsil Edemediğimiz Dînin Tebliği Olmaz!

Facebook Twitter Linked-in

Elimizde devasa bir Diyanet camiası, akademik birikimiyle İlahiyat fakülteleri, binlerce akademisyen, milyonlarca İmam Hatipli genç ve arkamızda büyük bir siyasi güç var... Sayıca bu kadar çok, imkânca bu kadar güçlüyüz; peki, neden toplumu dönüştüremiyoruz? Neden bunca imkânın içinde ahlâkî bir inşâyı gerçekleştiremiyoruz?

Bu yakıcı sorunun cevabını, İlahiyatçı - Yazar Dr. Abdülaziz Kıranşal (sosyal medya hesaplarımda da paylaştığım bir konuşmasında) sarsıcı bir öz eleştiriyle veriyor:

​"Sadece 106 tane İlahiyat Fakültemiz var. Bu İlahiyat Fakültesinde görev yapan 10.000 akademisyenimiz var. Bu İlahiyat Fakültelerinde okuyan 314.000 talebemiz var. 150.000 din görevlimiz var. 1.607 tane İmam Hatip Lisemiz var. 44.000 tane İmam Hatip hocamız var. 500.000 tane İmam Hatip talebemiz var. Binlerce derneğimiz, vakfımız, tarikatımız, şeyhimiz, hocamız, müridimiz, işte bizim gibi yazan çizen... Peki biz niçin Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in meydana getirdiği o değişimi meydana getiremiyoruz? Niçin halen sabah namazlarında camilerimiz boş? Niçin Kur'an okuma oranı bu kadar düşük? Niçin tesettürle buluşma oranı bu kadar düşük? Sadece bunlar değil. Bakın bugün Allah Müslümanlara siyasi güç vermiş, meclis gücü vermiş, bürokratik güç vermiş, medya gücü vermiş, ekonomik güç vermiş ve sayısal güç vermiş. Yani bir Müslüman 'Ya Rabbi, ben senin dînini yeryüzüne hâkim kılmak istiyorum' diye ellerini Allah'a açsa, duâ etse hepsini vermiş, sadece bugün ebâbil kuşları eksik, öyle düşünebilirsiniz.

Peki niçin bu durumdayız? Çünkü tebliğ ettiklerimizi temsil etme problemi yaşıyoruz. Bir kısım insanlar dinden, imandan, hocadan, sohbetten, vaazdan kaçacak hale gelmişler. Bu bir öz eleştiridir. Yani başta ben olmak üzere, biz olmak üzere kendimize yapılmış bir öz eleştiri olarak bunu düşünmek zorundayız. Niçin? Çünkü eğer biz bugün davranışlarımızla, hâlimizle, tavrımızla insanlara etki edemiyorsak, hâlimizle etki edemediğimiz bu insanları fikirlerimizle, siyasi düşüncelerimizle, vaazlarımızla ve nasihatlerimizle bir yerden bir yere sevk edemeyiz. İnsanlar sözlere bakmıyorlar artık. İnsanlar davranışlara bakıyorlar. Meselâ eğer biz adaletten bahsediyor ve adaletsizlik yapıyorsak, haktan bahsediyor, haksızlık yapıyorsak, kul hakkından bahsediyor, kul hakkına giriyorsak ve bunları da biz kendimiz söylüyorsak, yani 'adaletli olun, hakka dikkat edin, kul hakkına girmeyin' ama bunları yapmıyorsak bu sözler kime tesir edebilir."

​Nicelik Çok, Nitelik Nerede?

​Dr. Abdülaziz Kıranşal’ın yukarıdaki rakamlarla ortaya koyduğu tablo aslında dehşet vericidir. Elimizde muazzam bir "insan kaynağı", devasa binalar, sınırsız ekonomik imkânlar ve siyasi bir konfor var. Ancak bu kadar çok "hoca", bu kadar çok "öğrenci" ve bu kadar çok "kurum" varken; toplumun ahlâkî dokusundaki yozlaşma neden durdurulamıyor? Neden genç nesiller cami kapısından değil de, deizm veya ateizm kapısından içeri giriyor?
​Cevap acı ama nettir: Temsil yeteneğimizi kaybettik.

​İlahiyatçılara ve Diyanet’e Uyarı:
Sadece kürsülerden âyet ve hadis okumak yetmiyor. Eğer anlatılan adalet, anlatanın hayatında yoksa; o ses kubbede hoş bir sedâ bile bırakmıyor. Diyanet ve İlahiyat camiası, dîni sadece bir "memuriyet" veya "akademik kariyer" alanı olarak görmekten vazgeçmelidir. Peygamberî metot, önce "Emîn" (güvenilir) olmaktan geçer. Bizler güvenilirliğimizi, liyakatsizliklere göz yumarak, haksızlıklara karşı susarak kaybettik.

​Siyasi Kurumlara ve Müslümanlara Uyarı:
Bugün Müslümanlar olarak elimizde her türlü dünyevî güç var. Ancak unutulmamalıdır ki; siyasi güç ahlâkla taçlanmazsa zulme, ekonomik güç adaletle birleşmezse harama kapı aralar. "Bizden" olanın yaptığı haksızlığı savunmak, İslâm'ın izzetine en büyük darbedir. Eğer adalet kürsüsünde oturup kul hakkı yiyorsak, hangi "İslâm davasından" bahsedebiliriz?

​Asıl Mesele "Hâl" Dilidir

İnsanlar artık ne söylediğinize bakmıyor; nasıl yaşadığınıza bakıyor. Komşusu açken tok yatan, ihale peşinde koşan, liyakâti çiğneyen, kibir kulelerinden halka bakan bir "dindar" profili, binlerce vaazdan daha fazla zarar veriyor dine.

​Ebâbil kuşlarını beklemeye gerek yok; zira Allah bize her türlü imkânı verdi. Eksik olan taşlar değil, eksik olan; o taşları yerli yerine koyacak, dosdoğru bir ahlâk ve samimiyettir.

Kendimize gelmek, özümüze dönmek ve "temsil" makamına yeniden oturmak zorundayız. Aksi takdirde, bu büyük imkânlar mahşer gününde en büyük vebâlimiz olacaktır.

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —