* Tilâvetin Güzelliğinden Mesajın Derinliğine: Anlamak Farz Değil mi?
* Sadâsı Kulaklarımızda, Mesajı Nerede?
* Kur'an’la İnşâ Edilen Hayatlar
* İlâhî Kelâmı Okuyoruz ve Dinliyoruz: Peki Rabbimiz Bize Ne Dedi?
Kur’an-ı Kerim’in o eşsiz sedâsı, kimi zaman bir cami kubbesinde yankılanıyor, kimi zaman evlerimizin en başköşesinde bir rahle üzerinde hayat buluyor. Hafızlarımızın nefesiyle hayat bulan âyetler, adeta semâdan gönlümüze inen birer nur huzmesi gibi ruhumuzu dinlendiriyor. Cemaatimiz samimi bir "Allah!" nidâsıyla bu mânevî ziyafete eşlik ederken, aslında bir susuzluğunu gideriyor. Okuyan, nefesiyle o ilâhî kelâma tercüman oluyor; dinleyen ise büyük bir huşû içinde kalbini o mânevî pınara açıyor.
Şüphesiz Kur’an okumak da onu dinlemek de mümin için büyük bir ecir, ruh için eşsiz bir şifâdır.
Ancak sormamız gereken hayatî bir soru var: Biz bu muazzam kelâmın sadece lafzına ve musikîsine mi talibiz, yoksa rûhuna ve muradına mı?
Okumak Sadece "Seslendirmek" Değildir
Kur’an-ı Kerim, Müslümanın dünya ve âhiret saadetinin anayasasıdır; yani hayatın nasıl yaşanacağını belirleyen en temel kılavuzdur. Ona karşı görevimiz üç basamaktan oluşur: Okumak, anlamak ve yaşamak.
Vazifemiz sadece harfleri mahrecinden çıkarmakla bitmez. Okuyan için "anlamak", dinleyen için "idrak etmek" birer tercih değil, birer kulluk borcudur.
Biz toplum olarak birinci basamakta, yani "okuma" ve "dinleme" kısmında oldukça mâhiriz. Ancak ne yazık ki, o güzel sesler sustuğunda ve camiden dışarı adım attığımızda, dinlediğimiz âyetlerin hayatımızdaki karşılığı çoğu zaman cami kapısında kalıyor.
Hocalarımızın, hafızlarımızın o muazzam kıraatleri rûhumuzu dinlendirirken, hemen ardından gelecek kısa bir meâl veya açıklama, o huzuru bir şuûra dönüştürecektir.
Gelin, iğneyi biraz da kendimize batıralım: Sadece kulaklarımız mı nasiplenmeli, yoksa bu hitap hayatımıza mı yön vermeli?
Diyanet'e ve Müftülerimize Açık Çağrı
Diyanet İşleri Başkanlığımıza, müftülerimize ve her bir din görevlimize buradan açık bir çağrıda bulunuyoruz: Lütfen artık sadece "okumakla" ve "dinletmekle" yetinmeyelim. Camilerimizde, meclislerimizde veya herhangi bir ortamda okunan aşr-ı şeriflerin ardından; hiç değilse bir-iki âyetin meâlini, Allah’ın bize mesajını ve murâdını cemaate aktaralım.
Okuyan hoca, okuduğu âyetin yükünü kalbinde hissetmeli;
Dinleyen cemaat, "Rabbim şu an bana ne emretti?" sorusunun cevabını alarak o meclisten ayrılmalıdır.
Sadece kulakların nasiplendiği bir dinleti, geçici bir huzur verir. Oysa aklın ve kalbin nasiplendiği bir tebliğ, hayatı değiştirir.
"Anlam" Daralmasını Nezâketle Aşalım
Kuşkusuz, yılların getirdiği bir alışkanlıkla "Biz sadece Kur'an dinlemeye geldik, vaaz istemiyoruz" diyenler çıkacaktır. Bu bir direnç değil, aslında bir eksikliğin dışa vurumudur. Biz cemaati sadece "dinlemeye" alıştırdık, "anlamaya" değil. Ancak bu "anlam daralmasını" aşacak olan yine bizlerin nezâketi ve sabrıdır. Kimseyi yormadan, usûlünce, tadımlık ama doyurucu bir şekilde mesajı aktarmak, "Hidâyet Rehberi" olan kitabımıza olan en büyük vefâmız olacaktır.
Kur’an’ın asıl muhatabı biziz; yarın mahşer gününde ne Kur’an bizden davacı olsun ne de insanlar "Bize anlatılmadı!" diye şikâyetçi olsun.
Kur’an’ın Mesajı Sesimizden Daha Gür Çıksın...
Mehmet Akif’in o meşhur uyarısını unutmayalım:
"İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin: Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için..."
O, yaşanmak, adaleti tesis etmek ve ahlâkı güzelleştirmek için gönderilmiştir. Gelin bu hizmeti bir adım öteye taşıyalım. Kulaklarımız o ilâhî sadâ ile şereflenirken, akıllarımız ve kalplerimiz de Allah’ın mesajıyla aydınlansın.
Sesimiz güzel olsun, kıraatimiz bizi mest etsin ama asıl iddiamız Kur’an’ın mesajını gür bir sedayla yaşantımıza yansıtmak olsun. Yarın mahşerde Kur’an bizden davacı değil, şefaatçi olsun istiyorsak; onu sadece "güzel okunan bir kitap" olmaktan çıkarıp, "anlaşılan ve yaşanan bir hayat" haline getirmek zorundayız.
Unutmayalım; Kur’an, sadece okunmak için değil, anlaşılıp yaşanmak için indirilmiştir.
Okuduğunu Anla, Anladığını Yaşa!
Kur’an-ı Kerim ile kurduğumuz bağın sağlamlığı, hayatımızdaki değişimle ölçülür. Şu üç adımı hayat düsturu haline getirmeye ne dersiniz?
* OKU / DİNLE: Kelâmullah’ın lafzıyla rûhunu doyur, harflerin tecvîdini ve mahrecini zâyi etme.
* ANLA: "Rabbim burada bana ne dedi?" diye sor. Meâl ve tefsir okumayı bir kültüre dönüştür.
Anlamadığın bir mektup sana ne kadar rehberlik edebilir?
* YAŞA: Öğrendiğin her âyeti bir davranışına yansıt. Adaleti âyetten oku, sokakta uygula; merhameti âyetten dinle, evinde yaşat.
Unutma: Kur’an, sadece rafları veya mezarları değil; zihinleri ve kalpleri inşâ etmek için inmiştir.
Mithat Güdü