Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 03.02.2026 08:19

TEK KIBLE, TEK KİTAP, BİN PARÇA!

Facebook Twitter Linked-in

* Allah'ın İpine (Kur'an'a) Değil, Kendi Grubumuza Sarıldık!
* Mezhep, Tarikat ve Cemaat Duvarlarını Yıkma Vakti: Rabbimiz Bize Sadece "Müslüman" İsmini Verdi!

Günümüz İslâm dünyasına baktığımızda manzarayı tek bir kelimeyle özetlemek mümkündür: Dağınıklık.
Oysa bizler, bir binanın birbirine kenetlenmiş tuğlaları gibi olması gereken; birbirini sevmedikçe iman etmiş sayılmayan bir medeniyetin mirasçılarıyız.
Peki, ne oldu da aynı kıbleye dönen, aynı kitaba inanan kalplerin arasına aşılmaz duvarlar, derin uçurumlar girdi?

İsimlerin Savaşında Kaybolan Hakikat

Kur’an-ı Kerîm, Müslümanların birliğini sadece ahlâkî bir tavsiye olarak değil, îmanın bir gereği ve toplumsal bekânın temel şartı olarak sunar. Rabbimiz, tefrikayı (bölünmeyi) birçok âyette ya azap sebebi ya da “müşriklere benzemek” şeklinde niteler.

Nitekim Hac Sûresi 78. âyette bu hakikat açık ve net bir biçimde ifade edilir:

“Allah sizi, daha önce (indirilmiş kitaplarda) ve bunda (Kur’an’da) ‘Müslümanlar’ diye adlandırdı.”

Bu isim, Allah tarafından verilmiş en şerefli unvandır. Ne var ki bugün pek çoğumuz bu ilâhî isimle yetinmek yerine; mezhebini, tarikatını ya da cemaatini bu ismin önüne geçirerek adeta bir zırh gibi kuşanmaktadır.
Kimi mezhebini din hâline getirmiş, kimi cemaatini hakikatin yegâne merkezi ilan etmiştir.

Öyle bir noktaya gelinmiştir ki; aynı safta omuz omuza namaza durmaktan çekinen, farklı bir meşrepten olanın arkasında namaz kılmayı reddeden bir parçalanmışlık hâli, zihinlerimizi ve kalplerimizi kuşatmıştır.

Kur’an, dini gruplaşmalara ayırmayı son derece ağır bir dille eleştirir. En’âm Sûresi 159. âyette Rabbimiz, Peygamberimize (sav) hitaben şöyle buyurur:

“Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.”

Yine Rûm Sûresi 31–32. âyetlerde şu uyarı yer alır:

“…Müşriklerden olmayın! Onlar dinlerini parçaladılar ve grup grup oldular. Her hizip, kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.”

Bu âyetler, Müslümanların kendi cemaatlerini veya meşreplerini dinin merkezine yerleştirip yalnızca kendi doğrularıyla övünmelerini müşrikçe bir tavır olarak niteleyen son derece sert bir ikazdır.

Tefrika: Gücümüzü Eriten Bir Virüs

İslâm âlimlerinden İmam Şâtıbî, ümmetin vahdetini ele alırken tefrikayı “dinin özünden sapma” olarak tanımlar.
Müslümanlar arasındaki “biz ve onlar” ayrımı, yalnızca mânevî bir kopuş değil; aynı zamanda siyasî ve toplumsal bir zafiyettir.

Allah Resûlü (sav), Vedâ Hutbesi’nde “Müslüman, Müslümanın kardeşidir” buyururken, araya sokulabilecek her türlü asabiyeti ve hizipçiliği ayaklarının altına almıştır.

Bugün Kur’an’ın saf ve berrak mesajına, Hz. Peygamber’in sahih sünnetine davet edenlerin “geleneği inkâr” veya “sapkınlık” gibi ağır ithamlarla dışlanması; aslında Kur’an’ın
“Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” (Şûrâ, 13)
emrine karşı gösterilen bir dirençtir.

Kendi dar kalıplarını dinin kendisi zannedenler, farkında olmadan “dinlerini parça parça edenlerin” safına katılmaktadır.

İhtilaf Durumunda Hakem: Allah ve Resûlü

Müslümanlar arasında görüş ayrılıklarının bulunması tabiidir. Ancak bu ayrılıkların fırkalaşmaya dönüşmemesi için başvurulacak merci açıkça belirlenmiştir. Nisâ Sûresi 59. âyette şöyle buyrulur:

“…Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz —Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız— onu Allah’a ve Resûlü’ne götürün.”

Çözüm; çoğunluğun arzuları, liderlerin görüşleri veya geleneksel kabuller değil; Kitap ve Sünnet’in hakemliğidir. Birliği bozan asıl unsur, kişisel ve zümresel kanaatlerin bu iki kaynağın önüne geçirilmesidir.

Farklılıklar Tehdit Değil, Zenginliktir

Unutulmamalıdır ki Müslümanların meşrep ve yöntem farklılıkları, asıl esaslarda birlik korunduğu sürece, ayrılık sebebi değil; birer zenginlik ve rahmet vesilesidir. Ancak bu zenginliğin tefrikaya dönüşmemesi için usulde birlik şarttır.
Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti, hepimizi kuşatan sarsılmaz bir çatı olmalıdır. Kur’an’ın ifadesiyle “rüzgârımızın kesilmemesi” ve heybetimizin sönmemesi; ferdi ve zümrevî çıkarları bir kenara bırakıp
“Müminler ancak kardeştir”
ilkesine sadık kalmamıza bağlıdır.

Bizler, birbirimizin kusurunu kollayan hizipler değil; aynı bedenin uzuvları gibi, birbirinin eksiğini tamamlayan bir ümmet olmak zorundayız.

Çözüm: “Allah’ın İpine” Yeniden Sarılmak

Bu çıkmazdan kurtuluş ne yeni gruplar kurmakta ne de başkalarını tekfir etmektedir. Çözüm, Âl-i İmrân Sûresi 103. âyetteki ilâhî çağrıda saklıdır:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur'an'a - İslâm'a) sımsıkı sarılın; parçalanıp bölünmeyin.”

Birliğin merkezi beşerî şahsiyetler veya hizipler değil, ilâhî vahiydir. Parçalanmamanın tek yolu, bu değişmez asılda birleşmektir. Âyetin devamında, İslâm’la birlikte kalplerin nasıl telif edildiği hatırlatılarak, birliğin ilâhî bir lütuf olduğu vurgulanır.

Bölünme yalnızca mânevî bir sorun değil; aynı zamanda askerî, siyasî ve toplumsal bir çöküş sebebidir. Enfâl Sûresi 46. âyette bu gerçek şöyle ifade edilir:

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider.”

Kur’an, Müslümanlar arasındaki iç çekişmenin düşmana karşı caydırıcılığı yok edeceğini ve toplumsal enerjiyi tüketeceğini açıkça bildirir.

Önce Müslümanız
* Önce Müslümanız: Mezhep ve meşrepler birer yorumdur; dinin aslı değildir.
* Kıblemiz Birdir: Aynı Allah’a, aynı Peygamber’e ve aynı Kitap’a iman edenler arasında aşılmaz duvarlar olamaz.
* Ahlâk ve Hoşgörü: Farklı bir anlayışa sahip olanı tekfir etmek değil, ortak değerlerde buluşmak imanın gereğidir.

Gelin, babamız İbrahim’in milletini esas alalım. Gelin, Allah’ın bize verdiği o tertemiz “Müslüman” ismiyle yeniden kucaklaşalım.
Parçalanmak zayıflatır, tefrika öldürür; vahdet ise diriltir. Allah’a sımsıkı bağlanmak, O’nun ipinden başka tutunacak dal aramamak bizi yeniden aziz kılacaktır.
Unutmayalım:
“O ne güzel Mevlâ’dır ve ne güzel yardımcıdır!” (Enfâl Sûresi 40)

Sözlerimizi duâ ile tamamlayalım:

Allah’ım! Kalplerimizi Senin kitabın etrafında birleştir. Bizi nefsimizin, hiziplerimizin ve dar anlayışlarımızın esiri kılma.
Aramıza giren tefrikayı gider, kardeşliğimizi imanla tahkîm et.
Bizi “Müslüman” isminde birleştir; kalplerimizi telif eden rahmetini üzerimizden eksik etme.
Ayağımızı sırât-ı müstakîmden ayırma Allah'ım!. Âmîn, âmîn.

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —