Hiç sordunuz mu kendinize neden bütün katliamlar, acılar, musibetler İngilizlerin Ortadoğu olarak adlandırdığı bu bölgede yaşanıyor. Neden bu coğrafyada akan iki acı; kan ve gözyaşı hiç dinmiyor? Neden Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Mısır, Libya? Neden, Filistin, İran? Huzur olmayacak mı bu topraklarda? Gülmeyecek mi bu coğrafyanın insanı? Küçük şeytan Siyonist Yahudi’nin hırsının ve kininin sınırları nereye kadar? Bu topraklardan 11. 700 km. uzakta olan ABD’nin haydutluğu ne zaman sonlanacak? Soruların cevabı basit: başında takkesi, elinde tespihi, arkasında saf tutan cemaati ile hu diyen; ama vicdanı ABD kütüğüne kayıtlı sözde İslam, özde küresel sermayenin uşaklığını yapan proje elemanı tarikatlar ve ülke yöneticiler var olduğu sürece… Evet, onlar var oldukça bu topraklarda ne acı azalır ne kan diner ne de gözyaşı…
ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026’da İslam’ın mukaddes bildiği Ramazan ayı ile birlikte İran'a karşı başlattığı saldırının gerekçesi Irak’ın işgalinde kullanılan gerekçelerin aynısı… “Ben senin yönetimini beğenmiyorum.”, “Sen, nükleer silah üretiyorsun.”, “Senin varlığın benim için tehdit…” Ardından sinsi ama planlı bir saldırı…
ABD’nin bu savaşla İran’da kazandığı en büyük başarı(!) okulunda eğitim gören yaşları 7 ila 12 arası 165 kız çocuğunu çift vuruş tekniğini kullanarak katletmek. Ne demek istiyor ABD yaptığı insanlık dışı bu uygulama ile? “Bak!”, diyor “benim için sınır yok! Kucağına oturduğum Siyonist İsrail’in Gazze’de 70 bin kişiyi katlettiği gibi ben de İran’da taş üstüne taş bırakmam, silerim haritadan!”
Peki, bu zulmü gören, yaşayan sözde bazı İslam ülkeleri ne yapıyor? 19 Mart 2026 tarihinde dışişleri bakanlarını, Suudi Arabistan başkenti Riyad'da topluyor. Toplantıda, sözüm ona bölgenin güvenliğini ve istikrarını destekleme yolları ele alınıyor. Sonuçta İran’ı kınama kararı veriliyor ve bir bildiri yayınlanıyor. Bildiride zulme değil zulme karşı savaşanlar kınanıyor. Yahu kim saldırmıştı İran’a! Kim başlatmıştı bu insanlık dışı savaşı? Arz-ı Mevud diyerek topraklarına toprak katmak amacı ile saldırı başlatan İsrail değil miydi? 11.700 km. uzaktan gelen çıkarı için uluslararası hukuku hiçe sayan ABD değil miydi? Peki, neden kınama metninde bu iki haydut ve cani ülkeden söz edilmiyor? Nedir bu? Gaflet mi, delalet mi, ihanet mi?
Yönlendirilmiş politikalar, ithal refleksler ve kiralık vicdanlar iş başında kaldıkça bu coğrafyada acı da, kan da gözyaşı da dinmez. İslam “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”, dememiş miydi? Adalet dini değil miydi İslam?
Bir yerde ülkesini ve insanlarını savunmak zorunda bırakılan İran, diğer yanda onun varlığına tahammül edemeyen onu tıpkı Filistin gibi topyekûn yok etmeye çalışan İsrail ve ABD... Bu tabloda sözde İslam ülkeleri nerede yer alıyor? Siyonist İsrail ve ABD’nin yanında. Şimdi söyleyin Riyad’da dillendirilen bu kınama bildirgesi, bağımlılığın ilanı değil mi? Bu duruş, bir teslimiyet değil mi? Dini vahdet değil; ayrışma ve kamplaşma aracı olarak gören bu kafa ile bir yere ulaşmak mümkün mü? Bu kafa ile bu coğrafyaya barış gelir mi? Zalimin zulmüne karşı duracak yerde masumun hanesini yakıp yıkanlara hizmet eden Yezitler var olduğu sürece bu toprağın insanları huzur bulur mu?
Bir zamanlar ümmetin kalbi olan bu coğrafyada bugün, irade yoksa izzet, şeref, haysiyet, onur, ahlak, omurga ve insanlık yoksa bu İslam’ın değil bu topraklarda çıkarları uğruna insanları cahil bırakan yöneticilerin suçudur. Hakikatinin değil, korkunun gölgesinin büyüdüğü yerde, zulüm azalır mı? Şu unutulmasın ki tarih, bugün atılan imzaların vebali kadar atılmayan cesur adımları da yazacak ve ihaneti affetmeyecektir.
HADİ ÖNAL/ 22 Mart 2026/ Elazığ