Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 05.01.2026 10:09

Şuûrunu Kaybeden Ümmet, Kimliğini Kaybeder

Facebook Twitter Linked-in

Bugün Müslümanların en büyük problemi cehâlet değil, şuur kaybıdır. Bilgi mevcut olsa da idrak, ezber bulunsa da bilinç eksiktir. Hâlbuki Kur’an’ın inşâ etmek istediği insan tipi, yalnızca "bilen" değil, bildiğinin şuûrunda olan insandır.

İslâm şuûru, hayatı Allah adına yaşamaktır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En‘âm, 162).

Bu şuur kaybolduğunda din camiye hapsedilir, hayat ise sekülerleşir.

​Dünya büyük bir gürültüyle dönerken ve modern zamanların rüzgârı ruhlarımızı savururken kendimize şu yakıcı soruyu sormalıyız: Müslümanlığımız bir alışkanlık mı, yoksa bir şuur mu?

​Günümüzde İslâm dünyasının temel meselesi ne maddî imkânsızlık ne de sayıca azlıktır. Asıl sorun, kavramların içinin boşaltılması ve "şuur" dediğimiz o diriltici rûhun yitirilmesidir. Oysa İslâm, sadece bir "âidiyet" değil; bütünüyle bir "farkındalık" nizâmıdır.

​1. Tevhid ve İnanç Şuûru: Kalbin İstiklâl Harbi

​Her şey "Lâ ilâhe illallah" cümlesindeki o büyük reddedişle başlar. Tevhid şuûru, yalnızca Allah’ın varlığını kabul etmek değil; O’ndan başka tüm sahte ilahları, modern putları ve nefsin bitmek bilmeyen arzularını elinin tersiyle itmektir. İtaatte, hükümde ve yönelişte Allah'ı tek otorite kabul etmektir. Yusuf Sûresi 40. âyette buyurulduğu üzere: “Hüküm yalnız Allah’ındır.”

​İnanç şuuru, Allah’ı hayatın merkezine koymaktır. İbn Teymiyye’nin ifadesiyle tevhid, Allah’tan başkasına kulluğu terk etmektir.

Kur’an bizi sürekli düşünmeye ve sarsılmaya davet ederek sorar: “Hâlâ düşünmüyor musunuz?” (En'âm, 50).

Bu şuûra sahip bir mümin; rızkı patrondan, izzeti makamdan, şifâyı ise yalnızca ilaçtan beklemez. O bilir ki; “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer gerçekten îman etmişseniz üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 139).

​2. Kur’an ve İslâm Şuûru: Tozlu Raflardan Hayata

​Kur’an’ı sadece ölülere okunan bir yas kitabı veya evlerin yüksek köşelerine asılan bir teberrük eşyası haline getirdiğimiz gün kaybettik. Kur’an şuûru, Mushaf’ın sayfaları arasından çıkıp hayatın içine karışmak; onu bir saygı nesnesi değil, bir hüküm ve ölçü rehberi kabul etmektir. “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet” (Mâide, 49) emrine rağmen Kur’an hayatımızda belirleyici değilse, orada şuurdan söz edilemez.

​Hasan el-Basrî’nin dediği gibi: “Kur’an, amel edilmek için indirildi; ancak insanlar onun sadece okunmasını amel edindiler.”

İmam Gazâli de benzer bir vurguyla; Kur’an okuyan kişinin hitabın doğrudan kendisine olduğunu hissetmemesi durumunda o okuyuşta şuûrun bulunmadığını belirtir.

​3. İbadet ve Sorumluluk Şuûru: Âdet mi, İbadet mi?

​Sorumluluk şuûru, insanın başıboş olmadığını bilmesidir. “İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyâme, 36).
Müslüman; sözünden, duruşundan, ihmâlinden ve hatta suskunluğundan dâhi hesaba çekileceğinin bilincindedir.

​İbadet ise ritüel değil, bir kulluk bilincidir. Namazımız bizi kötülükten alıkoymuyor, orucumuz ahlâkımızı güzelleştirmiyorsa; yaptığımız şey ibadet değil, "beden eğitimi" veya "açlık talimi"nden ibarettir. İbadet şuûru, her an Allah’ın huzurunda olduğumuzun bilinciyle yani "ihsân" makamında yaşamaktır. Bu sorumluluğa sahip bir mümin, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyemez; zulme rıza göstermez ve dünyayı sadece kendi konforundan ibaret görmez, göremez.

​4. Ahlâk Şuuru: Müslümanlığın Vitrini

​İslâm, güzel ahlâktır. Ticaretinde dürüst olmayan, dilini gıybetten sakınmayan, trafikte kul hakkı yiyen veya emanete hıyanet eden bir kimsenin şuur iddiası temelsizdir.

Ahlak şuûru, dînin süsü değil omurgasıdır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” hadisi bu gerçeği perçinler. Ahlâkı olmayan bir dindarlık, Kur’an’da karşılığı bulunmayan bir iddiadan ibarettir.

​Müslüman, Silkelen ve Kendine Gel!

​Bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir bilgi değil, bildiklerimizi kuşanacak bir uyanıştır. Müslümanlık şuûru; yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğunun farkına varmak, eşyaya mahkûm olmak yerine dünyaya hükmetmektir.

​Bizler;
​Her saniyenin hesabını vereceğimiz zamanın, bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmemiz gereken kardeşliğin, ​kimsenin karşısında eğilmemeyi ve kimseyi hor görmemeyi gerektiren vakarın şuûrunda olmalıyız.

​Sonuç olarak;
Gerçek bir şuur; kuru bilgiyi sarsılmaz bir îmana, îmanı hayata dokunan bir amele, ameli ise dosdoğru bir istikâmete dönüştürür. Aksine, şuûrunu kaybetmiş bir Müslüman; namaz kıldığı halde zulme sessiz kalabilir, Kur’an okuduğu halde hayatını onunla inşâ etmeyebilir ve diliyle tevhidi haykırırken yaşantısıyla hayatı parçalara bölebilir.

​Uyanmak, yeniden Kur’an merkezli düşünmekle; dirilmek, dîni hayata hâkim kılmakla başlar.

Unutulmamalıdır ki: “Allah bir toplumu, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.” (Ra‘d, 11).

İslâm bir kimlik kartı değil, bir yaşam kalitesidir. Eğer bugün ayağa kalkmazsak, yarın büyük bir pişmanlıkla uyanacağız. Şimdi; seccademiz, kitabımız ve vicdanımızla baş başa kalıp o büyük soruyu tekrar soralım: Ben neyin şuûrundayım?

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —