Dünyanın gürültüsü artık sadece kulaklarımızı değil, ruhlarımızı da sağır edecek bir seviyeye ulaştı.
Tartışmalardan, kalabalıkların yorgunluğundan ve insanların bitmek bilmeyen beklentilerinden kaçıp kendi küçük cennetlerimize sığındık. Kurallara, doğaya ve en çok da sessizliğe uyum sağlıyoruz.
Ancak bu steril huzurun ortasında, her sabah gözümüze ilişen o minicik yabani ot gibi bir soru zihnimizi kurcalıyor:
Bu seçilmiş yalnızlık bir şifa mı, yoksa zarif bir hapis hayatı mı?
Kedilerin Bilgeliği ve Çiçeklerin Dürüstlüğü
Pek çoğumuz için artık bir kedinin huzurlu uykusuna eşlik etmek, bir insanın karmaşık cümlelerini çözmeye çalışmaktan çok daha güvenli. Çünkü biliyoruz ki doğa, insan gibi maskeler takmıyor. Bir çiçeğin açması, en süslü sözden daha içten; bir kedinin suskunluğu, binlerce yalan cümleden daha dürüst.
Bu bahçelerde her köşede emek, her detayda bir ruh disiplini var. O yabani otu hemen düzeltme isteğimiz aslında bir kontrol çabası; dış dünyada zapt edemediğimiz kaosun hıncını, kendi küçük düzenimizden çıkarıyoruz.
İnsanlarla değil, tabiatla konuşmayı seçiyoruz çünkü bazen o kadar yıpranıyoruz ki, "doğruluğu" değil, sadece bize "iyi geleni" arıyoruz.
Paylaşılmayan Huzurun Yankısı
Ancak tam o anda, o sessiz soru beliriyor: “Bu huzur, başkalarıyla paylaşılsaydı daha mı gerçek olurdu?” İnsan, doğası gereği bir yankı arar.
Kendi içimizde kurduğumuz bu muazzam dengenin sadece bizim içimizde yankı bulması, bir süre sonra huzuru bir tür yalıtılmışlığa dönüştürebilir mi?
Kalabalıkların içinde kendimizi yitirdiğimiz için mi bu yalnızlığı seçtik, yoksa kendimizi korumak için dünyadan mı vazgeçtik?
Sessizlik Korosu
Belki de bu bir son değil, yeni bir varoluş biçimi. Birbirimize anlatmadığımız, sır gibi sakladığımız bu benzer duygular aslında devasa, görünmez bir "sessizlik korosu" oluşturuyor. Her birimiz kendi bahçe duvarlarımızın arkasında, aynı notayı farklı dillerde susuyoruz.
Birbirimize sessizce benziyor ama dokunmuyoruz.
Şimdilik sadece dinliyoruz; hem bahçemizdeki kuş seslerini hem de içimizdeki o karmaşık fısıltıyı.
Belki de bu seçilmiş yalnızlık, bir gün sessizliğimizi gerçekten duyabilecek "doğru" insanları beklemek için verilen bir moladır.
O zamana kadar, o yabani otları ayıklamaya ve kedilerin suskunluğundan ders almaya devam edeceğiz. Çünkü şu an bize iyi gelen bu ve bazen sadece "iyi hissetmek", hayatta kalmak için yeterli bir nedendir.