Pazar günleri, takvim yaprakları arasında kendine has bir boşluk yaratır. Kimimiz için ertesi günün telaşına hazırlık, kimimiz içinse haftanın yorgunluğunu üzerimizden attığımız o meşhur "durma" noktasıdır. Ancak pazarın bize sunduğu asıl hediye, ne dinlenmek ne de plan yapmaktır; pazarın gerçek hediyesi, durup bakma fırsatıdır.
Hafta boyunca hayatı bir maraton koşucusu gibi, sadece varış çizgisine odaklanarak yaşıyoruz. Yanımızdan geçen insanların yüzlerini, rüzgarın ağaçlarla yaptığı o kadim fısıldaşmaları, hatta kendi nefesimizin ritmini bile unutuyoruz. Oysa bugün, o büyük gürültü bir anlığına diniyor. Sessizlik, bir sis perdesi gibi kentin üzerine inerken aslında bize çok şey anlatıyor.
Kelimelerin Yetmediği Yer
Mutluluğu hep yüksek perdeli kahkahalarda, süslü cümlelerde ya da büyük kutlamalarda aradık. Ama dikkat ettiniz mi? En derin bağlar, genellikle en az kelimeyle kurulur.
Sabah kahvenizi yudumlarken pencerenize konan bir kuşun size hatırlattığı o çocukluk saflığı...
Yan koltuğunuzda kitap okuyan bir dostun, varlığıyla verdiği o sessiz güven...
Göz göze gelindiğinde anlatılmasına gerek duyulmayan o kadim sevgi...
Bazen en güçlü "iyi ki varsın", binlerce satırlık mektuplarda değil; sıcak bir gülümsemenin kıvrımlarında veya bir elin diğerine usulca dokunuşunda saklıdır. Biz kelimelerin peşinden koşarken, asıl anlam sessizliğin içinde filizlenir.
Bugün Kendinize Bir Şans Verin
Bu pazar, kelimelerin gürültüsünü biraz kısın. Sevdiklerinize bir şeyler "söylemek" yerine, onlarla aynı sessizliği paylaşmanın tadına varın. Sadece duyduklarınıza değil, kalbinizin en derininden gelen o ince sızıya ya da huzura kulak verin.
Unutmayın; hayat, satır aralarında gizlidir. Ve bazen en güzel hikayeler, hiç konuşulmadan yazılır.
Tüm okuyucularıma, sessizliğin içindeki müziği duyabildikleri, huzurlu bir pazar dilerim.