Uzun zamandır dile getirdiğim bir mesele bugün İran örneğiyle yeniden karşımızda. Uyardım, defalarca söyledim: İletişim altyapısının özelleştirilmesi sadece ekonomik bir hata değil, stratejik bir gaflettir. Devletin damarları kesildiğinde, vücut nasıl hissizleşirse; bir ülkenin iletişim hatları özel ellere geçtiğinde de milletin refleksi kaybolur.
Bugün İran’da yaşananlar bunun somut örneği. Bir gecede internet karartıldı, iletişim halkın elinden alındı. Artık insanlar ne birbirine ulaşabiliyor, ne seslerini duyurabiliyor. Düşünün, sokakta ne olduğunu bilemeden, şehirden şehre, kardeşten kardeşe haber gitmeden, karanlık bir sessizlik hâkim.
İşte tam da bundan bahsediyordum. Bizde de iletişim altyapısı özelleştirildiğinde “Bu bir güvenlik açığıdır” dediğimde, bazıları bunu ekonomik bir reform zannetti. Oysa iletişim altyapısı bir ülkenin sinir sistemidir. O sistemin kontrolünü kaybetmek, refleksi felce uğratmaktır.
Bir işgal, bir sabotaj, bir afet veya bir kriz anında, iletişimin başkalarının elinde olduğu bir ülkede, milletin dayanışması imkânsız hale gelir. O zaman bırakın birlikte hareket etmeyi, birbirimize bir şey olsa haberimiz olmaz!
Bugün İran halkı kendi ülkesinde, kendi vatandaşlarının sesini duyamıyor. Biz aynı hatayı yapmamalıyız. Devlet, kendi stratejik damarlarını özel sektöre, hele ki yabancı ortaklı şirketlere emanet edemez. Çünkü iletişim, sadece konuşmak değildir — var olmaktır, nefes almaktır, direnç göstermektir.
İletişim özgürlüğü, sadece bireysel hak değil, milli güvenliğin teminatıdır.
Bir ülke, iletişim altyapısını kendi kontrolünde tutmadıkça, bağımsızlığını kâğıt üzerinde yaşar.
Unutmayalım:
Silahı alınan millet savaşabilir.
Ama sesi kesilen millet teslim olur.