Devlet Bahçeli’nin İran–ABD gerilimi üzerine yaptığı açıklamalar sıradan bir siyasi değerlendirme değildir. Bu sözler, yaklaşan fırtınanın sesini duyan bir devlet refleksidir.
Ortada sadece bir kriz yok.
Ortada sadece bir İran–Amerika Birleşik Devletleri gerilimi yok.
Ortada, Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilme çabası var.
Ve soru şudur:
Acaba bizleri doğrudan savaşın içine çekmeye çalışan bir küresel yapı ile mi karşı karşıyayız?
Bugün İran hedefteyse, yarın sınırlarımızın dibinde oluşacak kaos dalgası kimi vuracaktır?
Bugün İsrail ile İran arasında yükselen ateş, yarın Irak’ı, Suriye’yi, Körfez’i ve Doğu Akdeniz’i tutuşturursa Türkiye bundan azade mi kalacaktır?
Hayır.
Türkiye, coğrafyadan kaçamaz.
Türkiye, tarihinden saklanamaz.
Türkiye, kaderinden uzak duramaz.
Bahçeli’nin “küresel savaş riski” vurgusu bir retorik değildir.
Bu, jeopolitiğin çıplak gerçeğidir.
Çünkü büyük güçler savaşlarını artık kendi topraklarında yapmıyor.
Vekâlet savaşları, ekonomik ambargolar, enerji koridorları, etnik fay hatları…
Hepsi aynı planın parçalarıdır.
Sormak zorundayız:
İran zayıflatılırsa bölgede oluşacak boşluğu kim dolduracak?
Irak ve Suriye hattında hangi örgütler yeniden güç kazanacak?
Enerji yolları kimlerin kontrolüne geçecek?
Türkiye’nin güney sınırında yeni bir kuşatma hattı mı oluşturulacak?
Bugün mesele sadece İran değildir.
Mesele, Anadolu’nun çevresinin ateş çemberine dönüştürülmesidir.
Türkiye bir NATO üyesidir. Ancak Türkiye bir jeopolitik figüran değildir.
Türkiye bir medeniyet merkezidir.
Ve bu merkez, küresel planların piyonu olamaz.
Eğer bölgede kontrollü bir kaos planı yürütülüyorsa;
Eğer ülkeler birbirine çarpıştırılarak yeni sınırlar, yeni ittifaklar, yeni bağımlılıklar oluşturulmak isteniyorsa;
Eğer Türkiye’nin refleksi test ediliyorsa;
O halde mesele çok nettir:
Bu millet, başkasının savaşının askeri olmayacaktır.
Milli duruş tam da burada anlam kazanır.
Ne kör bir Batı karşıtlığı,
Ne şuursuz bir Doğu romantizmi…
Türkiye’nin çıkarı neredeyse, Türkiye orada duracaktır.
Devlet aklı;
Duygusal tepkilerle değil, stratejik sabırla hareket eder.
Ama sabır, teslimiyet değildir.
Barış çağrısı, zafiyet değildir.
Diplomasi, korku değildir.
Eğer küresel bir yapı Türkiye’yi bölgesel savaşın içine çekmeyi planlıyorsa, bilmelidir ki bu millet tarih boyunca kendi savaşını kendi seçmiştir.
Biz kimsenin planında figüran olmadık.
Olmayacağız.
Bugün yapılması gereken;
İç cepheyi tahkim etmek,
Ekonomik direnci artırmak,
Savunma kapasitesini güçlendirmek,
Ve millet bilincini diri tutmaktır.
Çünkü asıl savaş, bazen cephede değil;
Zihinlerde başlar.
Ve Türk milleti zihin işgaline asla izin vermez.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar