Rafet Ulutürk

Tarih: 03.02.2026 09:33

Sandık, Sınır ve Sorumluluk: Demokrasi Coğrafyaya Sığar mı?

Facebook Twitter Linked-in

Son günlerde yurt dışındaki seçim sandıklarına getirilen sınırlama üzerinden hararetli bir tartışma yürüyor. Tartışmanın merkezinde ise iki iddia var: Bir yanda seçim güvenliği kaygıları, diğer yanda milyonlarca vatandaşın oy hakkının fiilen zorlaştırılması. Bu gerilim, meseleyi teknik bir düzenleme olmaktan çıkarıp ilkesel bir demokrasi tartışmasına dönüştürüyor.

Öncelikle şunu teslim edelim: Seçim güvenliği her devlet için vazgeçilmezdir. Sandığın şeffaf, denetlenebilir ve adil olması, demokrasinin asgari şartıdır. Ancak bu hedefe giderken kullanılan dil ve yöntem, toplumlar arası güveni zedelememelidir. Çünkü demokrasiler, sadece kurallarla değil, aynı zamanda güven duygusuyla ayakta kalır.

Yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy hakkı, bulundukları ülkeye göre tartışmaya açıldığında tehlikeli bir eşik aşılır. Londra’da yaşayan Bulgaristan vatandaşı da, Bursa’da yaşayan vatandaş da, Toronto’da yaşayan Bulgaristan vatandaşı da aynı hukuki statüye sahiptir: vatandaştır. Oy hakkı coğrafyaya değil, vatandaşlığa bağlıdır. Eğer “şu ülkedeki vatandaşların oyu sorunlu” denmeye başlanıyorsa, sorun dışarıda değil içeridedir; sistemdedir.

Bu noktada komşuluk ilişkilerini hedef alan genellemeler de dikkatle ele alınmalıdır. 
Türkiye, Bulgaristan’ın en eski ve en istikrarlı komşularından biridir. Uzun yıllardır iki ülke arasında açık bir sınır sorunu ya da toprak talebi gündemde değildir. Ekonomik, kültürel ve insani bağlar giderek güçlenmiştir.
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan göçmenleri ve Bulgaristan’daki Türk kökenli vatandaşlar ise iki ülke arasında bir “etki aracı” değil, insani bir köprüdür. Onların iradesini topluca “kontrollü oy” diye nitelemek, hem demokratik değerlere hem de insan onuruna aykırıdır.

Elbette, seçim sistemiyle ilgili teknik kaygılar olabilir. Ancak bu kaygıların çözümü sandık sayısını azaltmak değil, denetimi artırmaktır. Oy kullanmayı zorlaştırmak değil, şeffaflığı güçlendirmektir. Güçlü demokrasiler, oyları azaltarak değil, güveni artırarak ayakta kalır.

Dahası, bu yaklaşım emsal oluşturur. Bugün bir ülke için getirilen sınırlama, yarın başka bir ülkeye genişletilebilir.
Sonunda mesele ülkelerden çıkar, yurt dışındaki vatandaşların oyunu sistematik olarak değersizleştirmeye dönüşür. Bu da demokrasinin ruhuna aykırıdır.

Siyasetçiler gelir geçer, ancak komşuluk kalıcıdır. Seçim güvenliği tartışılırken kullanılan dilin, iki halk arasındaki güvene zarar vermemesi gerekir. Mesele bir ülkeyi ya da bir topluluğu hedef göstermek değil; sistemi herkes için daha güvenilir, daha şeffaf ve daha adil hale getirmektir.

Gerçek soru şudur: Vatandaşın oyunu sınırlamak mı, yoksa sisteme duyulan güveni artırmak mı?
Demokrasinin cevabı nettir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —