Vedat Kan

Tarih: 05.03.2026 15:19

Sahi suç kimde?

Facebook Twitter Linked-in

Sahi suç kimde?

Bir “Öğretmen”imiz daha birilerinin kazancının çarkında öğütülüp, harcandı gitti. 

Birden nereden estiyse, aklıma bir zamanların “Beyaz Gölge”si geldi. Okul ve öğrencilerin durumunun anlatıldığı ve bizlere sevdirilmeye çalışılan bir takım projeler ve sonrasında bizim versiyonlarımızdan “Arka Sıradakiler” diye başka bir dizi… 

Bu güne kadar onlarcası var. 

Öğretmene hakaretin, aileye ve insanlığa karşı işlenen ve sözüm ona sırf 18 yaş altı diye devletlerin kanunlarında “çocuk” görülerek, yaptıklarına “hoş” görüyle bakılan ve özellikle bir takım olumsuz örneklerin tüm topluma izlettirilmesi sonucu geldiğimiz nokta, işte ortada.

Şimdi nutukların biri bin para olarak, hemen her ağızdan çıkar artık; ama kimseler boşuna üzülüp gözyaşı dökmeye sakın kalkmasın, hepimizin ama hepimizin bu işte parmağı var. 

Sadece son bir yılın haber panoramasını derleyin ve ortaya çıkan tek bir gerçeğin farkına varın demeye kalksam, çoğumuzun bu duruma cesaret dahi edemeyeceğini bilenlerdenim.

O yüzden, sırf bu reklam ve isim yapma meraklısı olan ve her daim içimizde bizlerle beraber her ortamda bulunan ve anında kendilerini belli eden bu hasta ruhlularımız yüzünden ekranlarımızın neredeyse tamamında kan, gözyaşı ve şiddet bulunmaktadır. Bu tamamının ardında kalan kısmında ise sözüm ona “aile” kavramının ele alındığı ve aileyi anlatan kadın programları var ve o konuda da geldiğimiz durum, ne yazıktır ki yine ortada.

İzlediğimiz veya izlemek zorunda kaldığımız hemen her dizimizin içeriğinde silah var. Silahı toplumumuzun bir yaşam biçimi haline getirme durumu projesi yeni bir şey değil, bunun farkındayız ama “Deli Yürek” ile sahneye çıkıp; vatan, millet, Sakarya nidaları atan bir neslin çocuklarının “Kurtlar Vadisi” versiyonu ile büyümüş olması ve istenilen kıvama geldikten hemen sonrasında da “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” ısıtmasıyla yol alması ve devletin yok sayılması durumu; gelinen noktada hiç birimizi şaşırtmasın.

Kaldı ki okullarda okuyan tüm çocuklarımızın, özellikle ve öncelikle eğitilmesi amacından çok daha önce; bir proje kapsamında ekonomi basamağı bir “denek” olarak kullanılması, özel okul ve dershane kavramlarının hayatımıza girmesiyle birlikte de, temeline dinamit döşenen eğitim sistemimizin nasıl infilak ettiğini bir kez daha gözler önüne koymuş olduk.

Umarız ki bu durum son olsun.

Suça itilmişini veya bulaşmışını bilmem ama bu çocuklar hepimizin çocuklarıydı ve onları bu hale, kendi ellerimizle; biz getirdik.

Sınıfta kalmanın olmadığı, yok yazılmanın devre dışı bırakıldığı ve öğretmenin okul sahası içerisinde yok hükmünde bir meta olarak algılandığı; öğretmenliğin kutsal özelliği olan bir ulvi karakterden çıkarılarak, basit bir vasıfsız görevli kapsamında ele alındığı bir ortamda ne bekleniliyordu ki?

Sırf yaşları 18 in altında diye işlenen suçların tamamında, asgari ceza ve kolaylaştırıcı yüzlerce özelliği de hak olarak tanıyarak; bu çocukları kötü niyetli, ideoloji ve suç örgütlerinin kucağına, suçun batağına biz kendimiz atmadık mı?

Üstelik çok hızlı gelişen ve değişen dünyanın takip edilmesi mümkün olmayan, kısıtlama yapılmaksızın sanal teknolojilerinin tamamından sınırsız faydalandırarak.

Sonuç işte ortada!

Bizler bu çocukları katil olarak, hırsız olarak, namus kavramından uzak bir şekilde ve ailenin manasını anlatamadan, hem de aileleriyle birlikte suça kendimiz ittik.

Çünkü

Hiç birimiz görevimizi tam manasıyla yapmadık.

Başta TBMM çatısının altında bulunan, dünü ve bugünü olan tüm siyasetçilerimiz olmak üzere; çocuk ile alakalı tüm kurum ve kuruluş bürokratları, üniversitelerimizde bu konuda görev alan tüm akademik kariyer sahipleriyle birlikte sıralama uzayıp gitmektedir.

Taaa ailenin içerisine kadar girerek, veli olarak bizlere kadar.

Tüm birlikte,

Hepimiz suçluyuz.

Başka canlarımızın, başka Fatma Öğretmenlerimizin ve hatta doktorlarımızın, asker ve polislerimizin ve diğer vatandaşlarımızın katlini engellemek elbette ki yine bizim elimizde.

Nasıl mı?

Çok basit ve çok kolay ama adım atmak samimi bir cesaret ister. 

Mangal gibi yürek ister.

Hani derler ya sekiz okka ciğer ister.

Kısacası samimi adım ister.

Ki

Bu ilk adımı TBMM nin hem de ilk oturumunda, cümle partilerin oy birliğiyle, 18 yaş altı suç kavramını ve ayrımcılığını ortadan kaldırarak; bu çocuklarımızın tamamını kötü niyetli olanların hedefinden çıkararak atmak yine bizim elimizde.

Fırsat bu fırsat;

Alın kararınızı ve çıkarın kanunu; işlenen her hangi bir suç kapsamında 18 yaş sınırı diye bir şey olmasın. Yaşı kaç olur ise olsun işlenen suçun cezası indirimsiz, âmâsız, lakinsiz ve fakatsız bahane aranmaksızın tümden uygulansın…  

Sonrasında sınıfta kalmayı ve hatta dönem tekrarını ve hatta sınıf tekrarını ve hatta disiplin cezalarını ve hatta okuldan uzaklaştırmayı ve hatta yoklamayı ve yok yazılmayı; hatta ve hatta okuldan atılmak dahil birçok kaldırılan uygulama yeniden işleme alınsın.

Ahlak yapısını, aile kavramını ve sevgi ile birlikte saygı değerlerini yeniden ele alarak ve özellikle sanal tuzakların yoğun olduğu başta tik-tok olmak üzere birçok uygulama yasaklanarak, dijital dünya kontrol altına alınsın.

Bu kadar basit!

Görülen o ki kuralsızlık en büyük suç unsurunu doğurmaktadır. 

Hükmün olmadığı tüm alanlarda, birileri kendi hükümlerini doldurma yolunu seçecektir ve seçmektedir. Başka Fatma Nur’larımızın katledilmemesi için bu adım, yarın çok geç olmadan “Yeni Yüzyıl Türkiye’si” nin vazgeçilmez bir adımı olmalıdır. 

Fatma Nur’umuzu kaybettik ama başka Nur’larımızın sönmemesi için “oy potansiyeli” ve “birileri bize ne der” korkusu gözetilmeden; gereken adımlar, yarınlarımız için ivedi olarak atılmalıdır. 

Unutmayalım, en azından koruyamadığımız Fatma Öğretmene bu açıdan bir can borcumuz var!


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —