Serdar Şahin

Tarih: 22.12.2025 10:49

Osmanlı Tebası Olarak Rumlar ve 1830 Yunanistan Devleti:

Facebook Twitter Linked-in

Osmanlı Tebası Olarak Rumlar ve 1830 Yunanistan Devleti:

Tarihsel Süreklilik, Kopuş ve Türk Düşmanlığının İnşası

Özet

Bu makale, 1830 yılında kurulan Yunanistan Devleti’ni Osmanlı İmparatorluğu’nun çok dinli ve çok etnikli tebaası bağlamında ele almakta; Osmanlı-Rum ilişkilerinin tarihsel niteliğini inceleyerek modern dönemde ortaya çıkan Türk karşıtlığının tarihsel bir zorunluluk değil, büyük ölçüde 19. yüzyıl milliyetçiliğinin bir ürünü olduğunu savunmaktadır. Çalışma, Rum Ortodoks toplumunun Osmanlı idaresi altındaki hukuki, sosyal ve kültürel konumunu değerlendirmekte; modern Yunan ulus kimliğinin inşa sürecini akademik kaynaklar ışığında analiz etmektedir.

 

1. Giriş

Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinde ortaya çıkan ulus-devletlerden biri olan Yunanistan, çoğu zaman Antik Yunan ile doğrudan bir tarihsel süreklilik içinde sunulmaktadır. Oysa 1830’da kurulan Yunan Krallığı’nın toplumsal ve kültürel temeli, Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum Ortodoks tebaasıdır. Bu makalenin amacı, Osmanlı-Rum ilişkilerinin tarihsel niteliğini ortaya koymak ve modern dönemde gelişen Türk düşmanlığının tarihsel bir kader değil, ideolojik bir inşa olduğunu göstermektir.

 

2. Osmanlı Millet Sistemi ve Rum Tebaası

Osmanlı İmparatorluğu’nda toplumsal düzen, etnik kökene değil dinî aidiyete dayalı millet sistemi üzerine kuruluydu. Bu sistem içerisinde Rum milleti, Ortodoks Hristiyanları kapsayan geniş bir topluluktu.

Rum milleti:

Bu yapı içinde Rumlar, Osmanlı yönetiminde ticaret, denizcilik, zanaat ve bürokraside önemli roller üstlenmişlerdir (İnalcık, 2009).

 

3. Osmanlı-Rum İlişkilerinin Tarihsel Niteliği

Osmanlı yönetimi, Rum Ortodoks topluluğa dinî özerklik tanımış; kilise teşkilatı, eğitim ve iç hukuk alanlarında geniş serbestlik sağlamıştır. Rumların büyük bir kısmı için Osmanlı idaresi, özellikle Latin Katolik baskısıyla karşılaştırıldığında koruyucu bir çerçeve sunmuştur.

Nitekim Bizans’ın yıkılışından sonra Ortodoks dünyasının liderliği fiilen Osmanlı sultanlarının himayesi altında devam etmiştir. Bu durum, Osmanlı-Rum ilişkilerinin uzun süre çatışmadan ziyade birlikte yaşam temelinde şekillendiğini göstermektedir.

 

4. 19. Yüzyıl Milliyetçiliği ve Yunan Ulus Kimliğinin İnşası

  1. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başında Avrupa’da yükselen milliyetçilik ideolojisi, Osmanlı tebaası üzerindeki dengeleri değiştirmiştir. Yunan isyanı (1821), büyük ölçüde:

Bu süreçte “Rum” kimliği geri plana itilmiş, yerine Antik Yunan’a dayandırılan yeni bir “Helen/Yunan” ulus anlatısı inşa edilmiştir (Roux, 1984).

 

5. Türk Düşmanlığının Tarihsel Bir Zorunluluk Olmaması

Osmanlı döneminde Rum toplumu ile Türkler arasında mutlak ve sürekli bir düşmanlık söz konusu değildir. Aksine, yüzyıllar boyunca:

Modern Yunan tarih yazımında görülen Türk karşıtlığı, büyük ölçüde ulus-devlet inşasının bir parçası olarak “öteki” yaratma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu durum, tarihsel gerçeklikten ziyade ideolojik tercihlerle ilgilidir.

 

6. Tarihsel Hafıza ve Uzlaşma İmkânı

Osmanlı tecrübesi, Türkler ve Rumlar arasında yalnızca çatışmayı değil, uzun süreli bir birlikte yaşama kültürünü de barındırmaktadır. Bu ortak tarih:

Akademik tarih yazımının görevi, milliyetçi mitleri yeniden üretmek değil, tarihsel olguları bütün yönleriyle ortaya koymaktır.

 

7. Günümüz Yunan Siyasetinde Karşıtlık Söylemi ve Tarihin Araçsallaştırılması

Soğuk Savaş sonrası dönemde ve özellikle 21. yüzyılda Yunanistan’da siyasal söylemin önemli bir kısmı, Türkiye karşıtlığı üzerinden şekillenmektedir. Bu durum, tarihsel sürekliliğin doğal bir sonucu olmaktan ziyade, iç siyaset ve dış politika bağlamında tarihin araçsallaştırılması olarak değerlendirilebilir.

Modern Yunan siyasetinde Türk karşıtlığı;

Bu söylemde Osmanlı geçmişi çoğu zaman indirgemeci ve tek boyutlu bir baskı anlatısı olarak sunulmakta; Rum toplumunun Osmanlı idaresi altındaki göreli özerkliği ve birlikte yaşama tecrübesi göz ardı edilmektedir. Böylece tarih, analitik bir inceleme alanı olmaktan çıkarılarak güncel politik hedeflerin meşrulaştırılmasına hizmet eden bir araç hâline getirilmektedir.

Akademik literatürde bu durum, Balkan ulus-devletlerinin çoğunda görülen ve "kurucu travma" etrafında şekillenen milliyetçi tarih yazımının tipik bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Türk karşıtlığı, bu bağlamda Yunan ulus kimliğinin sürekliliğini sağlayan sabit bir referans noktası olarak kullanılmaktadır.

 

8. Türkiye ve Yunanistan’ın Tarihe ve Karşılıklı İlişkilere Yönelik Siyasi Yaklaşımlarının Karşılaştırılması

Türkiye ve Yunanistan’ın birbirlerine yönelik siyasal bakış açıları, tarih algısı ve devlet geleneği bakımından önemli farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar, iki ülke arasındaki sorunların yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda siyasal kültür ve devlet aklı kaynaklı olduğunu ortaya koymaktadır.

8.1. Türkiye’nin Siyasi Bakışı

Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî ve yarı resmî tarih yaklaşımında Osmanlı geçmişi, çok milletli bir imparatorluk tecrübesi olarak ele alınmaktadır. Türkiye’nin siyasi söyleminde:

Türkiye’nin hâkim siyasi refleksi, geçmişi sürekli bir çatışma anlatısı üzerinden değil, devlet sürekliliği ve tarihsel meşruiyet çerçevesinde okumaya yöneliktir. Bu yaklaşımda tarih, ulusal kimliği güçlendiren bir unsur olmakla birlikte, komşu halklara yönelik kalıcı bir düşmanlık üretme aracı olarak merkezî bir rol oynamaz.

8.2. Yunanistan’ın Siyasi Bakışı

Yunanistan’da ise siyasal tarih anlatısı, büyük ölçüde Osmanlı dönemini merkeze alan bir "ulusal kurtuluş" söylemi üzerine inşa edilmiştir. Bu çerçevede:

Bu yaklaşım, modern Yunan siyasetinde Türk karşıtlığının yalnızca dış politika meselesi değil, aynı zamanda ulusal kimliğin sürekliliğini sağlayan bir ideolojik dayanak olarak kullanılmasına yol açmaktadır.

8.3. Karşılaştırmalı Değerlendirme

İki ülkenin siyasi bakışları arasındaki temel fark şu şekilde özetlenebilir:

Bu fark, Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan gerilimlerin yalnızca somut anlaşmazlıklardan değil, tarihin farklı biçimlerde anlamlandırılmasından kaynaklandığını göstermektedir.

 

9. Tarih Bilinci Yüksek Yunan Vatandaşları ve Toplumsal Ayrışma Dinamiği

Yunanistan’da tarihsel süreci ideolojik kalıpların ötesinde, akademik ve eleştirel bir bilinçle takip eden önemli bir toplumsal kesimin varlığı göz ardı edilmemelidir. Bu kesim, Osmanlı geçmişini ve Türk-Yunan ilişkilerini yalnızca çatışma ve karşıtlık ekseninde değil, tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirmeye çalışmakta; siyasî söylem ile toplumsal gerçeklik arasındaki farkın bilincinde hareket etmektedir.

Bu bilinçli Yunan vatandaşları açısından Türk karşıtlığı:

Bu durum, Yunan toplumunda siyaset ile toplum arasında belirgin bir ayrışma alanı oluşturmaktadır. Özellikle akademisyenler, tarihçiler, entelektüeller ve genç kuşaklar arasında; Türk-Yunan ilişkilerinin geleceğinin geçmişin travmatik anlatılarıyla değil, karşılıklı çıkarlar ve ortak tarihsel gerçeklikler temelinde inşa edilmesi gerektiğine dair güçlü bir eğilim mevcuttur.

Bu yaklaşım, Yunanistan’da siyasî elitlerin kullandığı sert tarih ve kimlik söyleminin toplumun tamamını temsil etmediğini göstermektedir. Tarih bilinci yüksek kesimler için Osmanlı dönemi, mutlak bir “karanlık çağ” olmaktan ziyade, çok katmanlı bir birlikte yaşama tecrübesi olarak ele alınmaktadır.

 

10. Türkiye–Yunanistan İlişkilerinde Olumlu Bir Geleceğin İnşası

Türkiye ile Yunanistan arasında kalıcı ve yapıcı bir ilişkinin tesis edilmesi, ancak tarihsel gerçekliğin ideolojik değil bilimsel temelde ele alınmasıyla mümkündür. Bu bağlamda:

Tarih bilinci gelişmiş Yunan vatandaşlarının varlığı, iki ülke arasında olası bir uzlaşının toplumsal zemininin hâlihazırda mevcut olduğunu göstermektedir. Bu toplumsal zemin, siyasal karşıtlık söylemlerinin ötesinde, ortak Akdeniz ve Balkan geçmişinin yeniden anlamlandırılmasına imkân tanımaktadır.

Bu çerçevede, Türk-Yunan ilişkilerinde geleceğe dönük sağduyulu bir yaklaşım; düşmanlık üretmek yerine ortak tarihsel hafızayı onarıcı ve yapıcı bir unsur olarak değerlendiren yeni bir paradigmayı gerekli kılmaktadır.

 

11. Sonuç

1830’da kurulan Yunanistan Devleti, Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum Ortodoks tebaası üzerine inşa edilmiştir. Türk-Rum ilişkilerinde düşmanlık, tarihsel bir zorunluluk değil; 19. yüzyıl milliyetçiliğinin ve dış müdahalelerin sonucudur. Bu gerçekliğin kabulü, günümüz Türk-Yunan ilişkilerinde daha sağduyulu ve barışçıl bir tarih anlayışının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.

 

Serdar Şahin

22 Aralık 2025


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —