Menü Global Bakış
Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 23.03.2026 16:34

​Namusluların Safında: Hakikat ve Adalet Kavgası!

Facebook Twitter Linked-in

İdeolojik Deli Gömleklerini Parçalayan Hakikat Çağrısı!

​Günümüz dünyasının o gürültülü, karmaşık ve çoğu zaman yorucu kutuplaşmalarına dışarıdan baktığınızda ne görüyorsunuz? Sağ, sol, muhafazakâr, seküler, ilerici, gerici... İnsanı dar kalıplara sığdırmaya, belirli etiketlerin içine hapsetmeye çalışan ne çok kavram var. Ancak Türk düşünce hayatının zirve isimlerinden Cemil Meriç, o keskin zekâsı ve sarsılmaz vicdanıyla tüm bu suni duvarları tek bir cümlede yerle bir ediyor:

​“Evladım, bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur. Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır. Ve bunların kavgası vardır. Siz namusluların safında yer alın. Göreceksiniz, çok kalabalık olacaksınız.”

​Cemil Meriç’in bu sözü, bir milletin vicdanına kazınmış en net çizgidir. Ne ideolojik etiketler ne de yapay gerilimler... Gerçek ayrım, namus ile namussuzluk arasındadır.

Sağ-sol tartışmaları ve ilerici-gerici kavgaları, çoğu zaman şahsî çıkarların maskesidir. İdeolojiler ise genellikle hakikati örten birer şal vazifesi görür. Oysa namus; vicdanın, adaletin ve hakikatin özüdür. Meriç, "Bu Ülke" başta olmak üzere tüm eserlerinde bunu defalarca haykırır: “Sol ve sağ: Anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.”
Fikir adamı için namusun, abesle direniş değil, hakikate teslimiyet olduğunu savunan Meriç, bu noktada kavramların içinin nasıl boşaltıldığını da çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Ona göre, eğer "murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir." Bu bakış açısıyla asıl gericilik; ideolojik bir saf tutmak değil, namussuzluğun kendisidir. Çünkü namussuzluk, sadece bugünü değil, hem maziyi hem de istikbâli kirleten en büyük karanlıktır.

​Evet, namus bir duruştur. “Kâmus (dil, sözlük ve kültürel hafıza) bir milletin namusudur,” der Meriç. Çünkü kelimelerimize, düşüncemize ve gerçeğimize kendi dilimizle sahip çıkmak, her namuslu insanın vicdan borcudur. Çıkar konuşunca vicdan susar; aydınlar aydınlatmadığında ise soytarılar halkı aldatır. Zulme ses çıkarmayan, zalimin suç ortağıdır.

Meriç’in gözünde gerçek aydın; “uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs” sahibidir. İdeolojiler ise “idrâkimize giydirilmiş deli gömlekleri”, hakikati gölgeleyen “hırsız fenerleri”dir.

​Bu ayrım, sadece Meriç’in saptaması değil, ilâhi vahyin de merkezindedir. Kur’an-ı Kerîm insanları siyasî kamplara göre değil; samimiyetlerine göre mümin ve münafık olarak ayırır.
Bakara Sûresi 8. âyette Rabbimiz şöyle buyurur: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ derler; halbuki onlar inanmış değillerdir.”
Münâfikûn Sûresi’nde ise bu ikiyüzlülüğün tüm çirkinliği resmedilir: Dışarıdan mümin görünürler, ancak içleri fesat ve bozgunculukla doludur. Namussuzluk, işte bu nifak hâlidir; görünüşte îman, özde ihânettir.

​Adalet ise namusun ta kendisidir. Nisâ Sûresi 58. âyette emredildiği üzere: “Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmederken adaletle hükmetmenizi emreder.”

Hûd Sûresi 112. âyet ise en veciz çağrıdır: “Öyleyse emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde bu hakikati daha da netleştirir: “Doğruluğa sarılın; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete ulaştırır. Yalandan sakının; çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür.”

Başka bir hadiste ise buyurur: “Kulun kalbi dürüst olmadıkça imanı, dili doğru olmadıkça da kalbi dürüst olmaz.”

​İslâm âlimleri de tarih boyunca aynı çizgide yürümüştür. Bediüzzaman Said Nursî, tüm kuvvetiyle “adalet-i tâmme” (tam adalet) lehinde; zulüm ve tahakkümün aleyhinde olduğunu haykırır.

İmam Gazâlî, ikiyüzlülüğü cehennem yoluna döşenen taşlar olarak nitelerken; Mevlânâ gibi büyük mutasavvıflar namusu dürüstlük, sabır ve ölçülülükten örülen “görünmeyen bir zırh” olarak tarif eder. Namuslu olmak, nefsin esaretinden kurtulup hakka râm olmaktır.

​Kişi kendini hangi görüşle tanımlarsa tanımlasın, eğer elinden ve dilinden emin olunan biri değilse, Meriç’in ifadesiyle o ezelî kavganın yanlış tarafındadır.

İmam Gazâlî, ihlâsı anlatırken kişinin iç dünyası ile dış dünyasının bir olmasını şart koşar. Gazâli’ye göre özü sözü bir olmayan, yani namusunu tutarlılığıyla taçlandırmayan kişi, hakikat yolunda bir adım bile yol kat edemez.

​Bazen namusluların safında yer almak, kalabalıklar içinde yalnız kalmak gibi hissettirebilir. Doğruyu söyleyenin dışlandığı bir dünyada, haksızlığa karşı susmamak ağır bir bedel gibi görünebilir. Ancak Meriç, o eşsiz ferasetiyle müjdeyi verir: “Göreceksiniz, çok kalabalık olacaksınız.”

​Bu kalabalık, sayısal bir yığın değil, niteliksel bir güçtür. Tarih, isimleri silinip giden kudretli zalimleri değil; haysiyetiyle yaşayan o “namuslu” insanların bıraktığı silinmez izleri yazar. Hz. Ali’nin (r.a.) dediği gibi:
“Hakkın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra fedâ edilemez.”

​Bugün ihtiyacımız olan şey, yeni bir ideolojik tartışma değil, topyekûn bir ahlâk seferberliğidir. Siyasetin, ticaretin ve sosyal ilişkilerin içine sızan “namussuzluk” virüsüne karşı tek panzehir; kimliğine bakmaksızın dürüstün yanında durmak, zalimin ise karşısına dikilmektir.

​Unutmayalım ki sahte ayrışmalar bizi birbirimize düşman ederken, “namus” paydasında buluşmak bizi bir millet, bir ümmet ve en önemlisi “insan” yapar. Safınızı belirleyin; çünkü bu kavga, insan kalabilme kavgasıdır.

Siyasetten Ticarete Topyekûn Bir Ahlâk Mücadelesi!

​Bugün memleketimizde hâlâ aynı mücadele devam ediyor...  Namuslularla namussuzların mücadelesi...

​Kıymetli kardeşlerim! Siz namusluların safında yer alın. Göreceksiniz, çok kalabalık olacaksınız. Çünkü hakikat yalnız değildir; adalet eninde sonunda tecellî eder. “Allah adaleti emreder” âyetinin nûruyla, Peygamberimizin doğruluk müjdesiyle ve Meriç’in hakikate teslimiyet çağrısıyla yol alın. Bu kavga, ideolojilerin değil, vicdanların kavgasıdır. Ve zafer, namuslularındır.

​Zira Rabbimiz buyurur: "Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.” (Hac, 38).

Kalabalık olun ey namuslular… Bu memleket sizinledir.

Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —