Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 26.01.2026 22:56

Mâneviyatı Bozan Asıl Sebep: Zedelenen Güven ve Adalet mi?

Facebook Twitter Linked-in

* Merhemin Etkisi İçin Önce Adalet, Liyakat ve Ehliyet...

​Ankara’nın Stratejisi Anadolu’nun Yarasına Merhem Olacak mı?

45. ​İl Müftüleri İstişare Toplantısı, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş’un "Hizmetlerin Etkinliği ve Sahaya Yansıması" vurgusuyla Ankara’da başladı.

​Sayın Başkan’ın konuşma metnine satır aralarından süzülerek baktığımızda, kurumun bugün içinde bulunduğu toplumsal sıkışmışlığı ve halkın beklentileriyle bürokrasinin hantallığı arasındaki makası daraltma niyetini görmek mümkün. Ancak mesele sadece "niyet" değil; meselenin özü, bu güzel cümlelerin çarşıda, pazarda ve vicdanlarda ne kadar yankı bulacağıdır.

​Kâğıt Üstünde Mükemmellik mi, Gönüllerde Tesir mi?

​Başkan Arpaguş, oldukça özeleştirel bir tespitle başlıyor söze:
"Ankara'daki strateji, Anadolu'da pratiğe dönüşmüyorsa eksik kalmışız demektir."

​Bu cümle, aslında Diyanet’in son yıllarda en çok eleştiri aldığı noktaya, yani "sahadan kopukluk" riskine parmak basıyor. Bugün toplum; devasa bütçelerden veya akademik dille yazılmış kalın raporlardan ziyade; adaletin, liyakatin ve samimiyetin pratikteki karşılığını arıyor.

​Toplumun Diyanet'e güveninin sorgulandığı bir dönemde, müftülerin sadece birer bürokrat değil, "gönül doktoru" ve "kimsesizlerin sığınağı" olarak tanımlanması kâğıt üzerinde çok kıymetlidir. Lakin vatandaş; torpil iddialarının, adam kayırmacılığın ve kamu malına bakış açısının tartışıldığı bir iklimde, kürsüden gelen "kul hakkı" vaazının etkili olabilmesi için önce o kürsünün temsil ettiği kurumun bu konularda sarsılmaz bir kale gibi durmasını bekliyor.

​Dijital Çağ, Deizm ve Modern "Kürsüler"

​Toplantının en dikkat çekici başlıklarından biri de deizm, nihilizm ve dijital mecralardaki "yalan-batıl" savaşı...
​Başkan’ın, "Kürsüler artık sadece camilerde değil, sosyal medya mecralarındadır" tespiti, kurumun geç de olsa dijital gerçekliği kabullendiğini gösteriyor.

​Gençlerin inanç problemleriyle, kimlik bunalımlarıyla "yargılayan değil, anlayan" bir dille muhatap olma vaadi, yıllardır özlemi çekilen bir metodolojidir. Ancak genç kuşak, sadece "ikna edici" bir dil değil, aynı zamanda "tutarlı" bir duruş arıyor. TV ekranlarındaki şiddet ve hayâsızlığın toplumsal dokuyu bozduğu gerçeği ortadayken, Diyanet’in sadece "yasakçı" veya "reddedici" bir pozisyon yerine, estetik ve entelektüel derinliği olan bir alternatif sunup sunamayacağı merak konusudur.

​Adalet ve Liyakat: Kurumsal İtibarın Anahtarı

​Başkan Arpaguş’un personel yönetiminde "liyakat ve adaleti tesis etmek" üzerine verdiği söz önemlidir. Toplumda din görevlisine duyulan saygı, o görevlinin sadece bilgisiyle değil, hak ve hakikat karşısındaki eğilmez duruşuyla ölçülür. Şayet "bir yetimin başı okşanmıyorsa sızısını hissetmek" müftünün asli göreviyse; toplumun beklentisi, bu sızının aynı zamanda adaletsizliklere karşı bir ses, israfa karşı bir duruş, kul hakkı, yetim hakkı ve kamu malına karşı bir kalkan olmasıdır.

Ancak asıl mesele, Diyanet’in bu 'reçeteyi' sadece vatandaşa mı yoksa toplumu idare eden mekanizmalara da mı sunduğudur. Toplumsal mâneviyatın ihyâsı, yalnızca cami kürsülerinden halka yapılan çağrılarla mümkün değildir. Mâneviyatı asıl ifsat eden; adaletin zedelendiği, liyakatin ayaklar altına alındığı ve kamu imkânlarının şeffaf olmayan bir şekilde paylaşıldığı bir iklimdir. Toplum, Diyanet’ten sadece uyuşturucu veya sosyal medya tehlikesine karşı uyarı değil; aynı zamanda gelir adaletsizliğine, kul hakkına ve toplumsal huzuru bozan yapısal sorunlara dair de 'emr-i bi'l-maruf' (iyiliği emretme) cesareti beklemektedir. Hak ve hukukun adil bir şekilde dağıtılmadığı bir yerde, ne kadar kaliteli eser yayınlarsanız yayınlayın, o 'merhem' açık yaraya nüfuz etmeyecektir. Dolayısıyla Diyanet, bir 'denetleyici vicdan' olarak hem toplumu hem de yönetenleri aynı kararlılıkla hakikate davet etme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

​Sonuç Yerine: Merhem mi, Reçete mi?

​Dört gün sürecek olan toplantının sonuç bildirgesinin, Sayın Arpaguş’un çizdiği "merhem olma" vizyonuna sadık kalmasını temenni ediyoruz. Diyanet, sadece namaz vakitlerine sıkışmış bir kurum olmaktan çıkıp hayatın merkezine dönmek istiyorsa; stratejisini sadece "anlatmak" üzerine değil, "yaşamak ve yaşatmak" üzerine kurmalıdır.

​Halkın beklentisi nettir:
​Şeffaf ve liyakatli bir yönetim,
​Sanal kumar, uyuşturucu ve şiddet sarmalına karşı sosyal bir rehabilitasyon gücü,
​İnanç problemlerine karşı slogandan uzak, aklî ve kalbî cevaplar,
​Ve en önemlisi, devlet malı ve yetim hakkı konusunda sarsılmaz bir ahlâkî otorite.

​Bu toplantılar, Ankara’nın koridorlarında yankılanan güzel sözlerin Anadolu’nun en ücra köyündeki bir gencin kalbine dokunup dokunmayacağını belirleyecek. Bekleyip göreceğiz; acaba bu sefer strateji sahada gerçeğe dönüşecek mi?

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —