Burhan Uçaner

Tarih: 18.12.2025 22:44

Marksizm’in Sessiz Çöküşü: Bir İdealin Gerçeklik Duvarına Çarpması

Facebook Twitter Linked-in

Tarih bir ayna gibi; geçmişteki fikirleri bugünün ışığında yansıtıyor ve bazen o yansıma hiç de parlak olmuyor. Karl Marx’ın 19. yüzyılda kaleme aldığı manifestosu, emeğin sömürüsünü, sınıf çatışmasını ve kapitalizmin kaçınılmaz sonunu anlatırken, milyonları büyüledi. İşçiler ayağa kalkacak, burjuvazi devrilecek ve eşitlik dolu bir dünya doğacaktı. Ama ya öyle olmadıysa? Marksizm, teoride bir ütopya gibi dururken, pratikte neden tökezledi ve çöktü? 

Marx’ın en büyük vaadi, kapitalizmin kendi kendini yok etmesiydi. Ona göre, sistemin iç çelişkileri – artı-değer sömürüsü, kâr oranlarının düşmesi, işçi yoksullaşması – devrimle sonuçlanacaktı. Ama tarih, bu öngörüleri birer birer boşa çıkardı. Marx, proletaryanın giderek fakirleşeceğini ve birlik olup isyan edeceğini düşündü. Oysa 20. yüzyılda tam tersi oldu: Batı’da kapitalizm, sosyal refah devletleriyle (New Deal gibi) işçileri yatıştırdı, devrimleri önledi. Stephen Hicks’in vurguladığı gibi, Marx’ın üç temel öngörüsü – işçilerin mutlak yoksullaşması, devrimci sınıf birliği ve kapitalizmin çöküşü – tamamen yanlış çıktı. Neden mi? Çünkü Marx, kapitalizmin evrilme kapasitesini küçümsedi. Teknolojik yenilikler, finansal aracılık ve devlet müdahaleleri sistemi ayakta tuttu. Mises Enstitüsü’nün analizine göre, Marx’ın ekonomik tahminleri 150 yıldır başarısız – kapitalizm refahı artırdı, çökmedi.

Bu teorik kusurların kökü, Marx’ın “emek-değer teorisi”nde yatıyor. Malların değeri emeğe göre belirlenir diyordu, ama eleştirmenler – Avusturya Okulu gibi – değerin öznel olduğunu, arz-taleple şekillendiğini gösterdi. Dahası, Marksizm insan doğasını ihmal etti. İnsanlar sadece ekonomik varlıklar mı? Hayır; hırs, rekabet, bireysel motivasyon var. Zorla eşitlik dayatmak, üretkenliği öldürür. Bir eleştirmen, bunu “insan doğasına savaş” olarak tanımlıyor – kolektif çiftliklerde kimse ekstra çaba sarf etmez, çünkü ödül ortak. “Marx’ın varsayımları yanlış çıktı çünkü emek-değer teorisi çöktü; alt sınıflar zenginleşti, devrimden vazgeçti” diye özetleniyor. Bu, ideolojinin temelini sarsıyor.

Pratiğe dönelim: Marksizm’in en acımasız sınavı, 20. yüzyıl rejimleriydi. 1917 Rus Devrimi’yle başlayan hikaye, umutla başladı ama kanla bitti. SSCB’de Lenin’in “proletarya diktatörlüğü”, Stalin’in Gulag’larına dönüştü. 1932-33 Holodomor kıtlığı, milyonları öldürdü – kolektif tarım verimsizdi, merkezi planlama felaketti. 1991’de çöküş geldi: Ekonomik durgunluk, yenilik eksikliği, bireysel teşvik yoksunluğu. Neden? Komuta ekonomisi, dinamik kararları yönetemiyordu – her şey bürokratlara bağlıydı, yozlaşma kaçınılmazdı.

Çin daha çarpıcı bir örnek. Mao’nun “Büyük Atılım”ı (1958-62), 30-45 milyon ölümü getirdi – kolektif çiftlikler açlık yarattı. Deng Xiaoping’in 1978 reformları, özel mülkiyeti ve piyasayı soktu; Çin bugün “sosyalist piyasa ekonomisi” diyor ama gerçekte kapitalist. “Çin komünizmin çalıştığının kanıtı” diye anlatiliyor, ama cevaplar “Hayır, köprü çöktü, nüfus krizi geliyor” diyor – sistemin sınırlarını gösteriyor. Diğer vakalar benzer: Küba’nın izolasyonu, Vietnam’ın Doi Moi ile kapitalizme geçişi, Doğu Avrupa’nın 1989 duvar yıkılışı. Venezüella’da hiperenflasyon ve göç krizi, petrol bağımlılığını ve merkeziyetçiliği suçluyor. Bir  tartışmada, “Komünizmin %100 başarısızlık oranı: Mao altında 100 milyon, Stalin altında 70 milyon öldü” deniyor. Wilfred Reilly’nin dediği gibi, Marx’ın her ampirik öngörüsü – örneğin işçilerin “sınıf üstünde ülke” seçmeyeceği – yanlış çıktı; dünya savaşları yaşandı.

Sol içinden eleştiriler de var. Eduard Bernstein gibi revizyonistler, Marx’ın devrimci şiddetini reddetti; reformist yol önerdi – çünkü işçiler fakirleşmedi, demokrasi içinde değişim mümkün. Anarşistler, Marksizm’in devletçi yanını eleştirdi: Mikhail Bakunin, “kışla sosyalizmi” diye adlandırdı, bireysel özgürlüğü ezer diyordu. Batı Marksizmi – Frankfurt Okulu gibi – kültürel alana kaydı, ama o da tökezledi: 1960’lar öğrenci hareketleri devrim getirmedi, sadece kültürel değişim. Neden? İşçiler milliyetçiliği tercih etti, faşizm yükseldi. 

 “Batı Marksizmi ulusal diyalektiği terk etti, bu yüzden başarısız olabilir mi?” 

Peki, savunucular ne diyor? Bazıları, “Gerçek Marksizm denenmedi” der – Stalin veya Mao sapma diye. Ama sorun yapısal: Merkeziyetçilik, güç yoğunlaşmasını doğurur, baskı kaçınılmaz. Matthew Lesh’in sözleriyle, “Her denemede insan onurunu çiğnedi, çünkü kolektivizm bir kliğin elinde tiranlığa dönüşür.” Ekonomi yavaşlar, çünkü hesap verebilirlik yok, risk almak anlamsız.

Sonuçta, Marksizm’in çöküşü, idealizmle gerçekliğin çarpışmasından doğdu. Eşitsizlik eleştirisi hâlâ geçerli – günümüzün milyarderleriyle işçileri düşünün. Ama saf haliyle terk edildi; hibrit modeller (İskandinav sosyal demokrasisi) olumlu yanlarını aldı. 

“Marx’ın fikirleri teoride çekici ama insan doğasını hesaba katmadı”. 

Belki de ders bu: Tarih, ideolojileri sınar ve zayıf olanlar toz olur.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —