Bu ülkede bir sabah uyandık ve liyakatin kaybolduğunu fark ettik. Ne bir veda etti ne arkasına baktı. Sessizce çekip gitti. Yerine ne geldi derseniz; tanıdık yüzler, sadakat testleri ve ezberlenmiş roller geldi.
Artık kim ne bildiğiyle değil, kimi bildiğiyle ölçülüyor. Diploma bir süs eşyasına, tecrübe ise gereksiz bir ayrıntıya dönüştü. İşini iyi yapan değil, başını iyi sallayan kazanıyor. Soru soran sevilmiyor, itaat eden ödüllendiriliyor.
Bu düzenin en acı tarafı şu: Liyakatli olanlar kenarda bekletiliyor, vasat olanlar vitrine çıkarılıyor. Başarısızlıklar örtülüyor, hatalar alkışlanıyor. Çünkü sistem doğruları değil, uyumluları seviyor.
Gençler bu tabloyu görüyor. Okuyor, çalışıyor ama karşılığında adalet bulamıyor. Sonra ya umudunu kaybediyor ya da bu çarpık düzene ayak uydurmayı öğreniyor. İşte asıl çürüme tam da burada başlıyor.
Bir ülkede liyakat giderse, adalet de gider. Adalet giderse, güven kalmaz. Güvenin olmadığı yerde ne ekonomi düzelir ne huzur gelir. Ama biz hâlâ sorunun adını koymaktan kaçıyoruz.
Bu ülkede sorun insan kaynağı değil, insan seçimi.
Liyakati değil sadakati esas alan her düzen, kendi çöküşünü hazırlar. Biz ise bu çöküşü canlı canlı izliyoruz.