
* Fail Müslüman Olsaydı Dünya Yıkılırdı!
* Epstein Adasındaki 'Küresel' Sessizliğin İğrenç Anatomisi!
Dünya, tarihin gördüğü en aşağılık ve en sistematik suç şebekelerinden biri olan Epstein dosyasıyla çalkalanıyor. Ancak bu skandal, sadece işlenen suçların iğrençliğiyle değil, bu suçlar karşısında takınılan "stratejik sessizlik" ve sergilenen devasa ikiyüzlülükle bir ibret vesikası olarak karşımızda duruyor.
Açık konuşalım: Eğer bu iğrenç ağın merkezinde Müslüman bir isim ya da bir İslâm ülkesi olsaydı, bugün dünya medyası "İslâm ve Kadın Hakları", "Doğu Toplumlarının Barbarlığı" veya "Dini Radikalizm" manşetleriyle inliyor olurdu. Kolektif bir suçlama mekanizması devreye girecek, tek bir kişinin günahı koca bir inanç sistemine ve milyarlarca masum insana fatura edilecekti. Ancak failler küresel elitler, nüfuzlu siyasetçiler ve belli lobilerle içli dışlı isimler olunca; manşetler birdenbire "kişisel suçlar" parantezine alınıyor ve olay "münferit bir sapkınlık" gibi pazarlanıyor.
Sistematik Bir Vahşet: "Zerâfet" Maskeli Barbarlık
Bu dosyanın üzerindeki gizlilik perdeleri aralandıkça, karşımıza sadece bireysel sapkınlıklar değil, kurumsallaşmış bir "insan avcılığı" çıkıyor. "Lolita Express" adı verilen özel jetlerle dünyanın dört bir yanından genç kızların birer meta gibi taşındığı, pasaportlarına el konulup iradelerinin kırıldığı bu yapı, modern bir köle pazarıdır.
O "karanlık adaya" giden devlet başkanları, bilim insanları ve sanatçılar, lüks ikramlar eşliğinde çocukların çığlıklarına ortak olmuşlardır. Daha da iğrenci, iddialara göre bu odaların gizli kameralarla donatılmış olmasıdır. Yani bu sapkınlıklar sadece bir zevk aracı değil, dünyanın en güçlü isimlerini esir alacak bir şantaj ve kontrol mekanizmasıdır. Bugün tanık olduğumuz o mezar sessizliğinin sebebi, belki de bu dijital kelepçelerdir.
Medyanın "Lego" Ahlâkı ve İkiyüzlülüğün Kurumsallaşması
Başka coğrafyalarda en ufak bir hak ihlâlini "medeniyet krizi" olarak sunan Batı medyası, kendi başkentlerinde kurulan bu istismar pazarı karşısında adeta dillerini yutmuş durumda. Epstein'ın ağındaki kız çocuklarının çoğunun sosyo-ekonomik açıdan zor durumdaki ailelerden seçilmesi, bu sistemin ne kadar "avcı" ve "zalim" olduğunu kanıtlıyor.
Güçlülerin dünyasında, kimsesiz çocukların hayatlarının sadece birer "tüketim nesnesi" olarak görülmesi, medeniyet dediğimiz kavramın ne kadar büyük bir yalandan ibaret olduğunu gösteriyor.
Suçun Dini Olmaz, Ama Tepkinin Rengi Var
Suç kimden gelirse gelsin lanetlenmelidir; ancak dünya kamuoyu failin kimliğine bakarak öfkesini ayarlıyorsa, orada artık adaletten değil, kokuşmuş bir algı operasyonundan bahsedilir. Müslümanlara karşı en küçük bir şüphede "terör" yaftasını yapıştıranlar, kendi içlerindeki bu vahşeti şık takım elbiseler ve lüks malikaneler ardına gizleyerek aklamaya çalışıyorlar.
İsimleri gizlenen, dosyaları mühürlenen ve ölümleri 'ihmaller zinciriyle' açıklanan bu süreç, aslında bize şunu söylüyor: Dünya egemenleri için ahlâk, sadece yönetilenlere dayatılan bir prangadır. Kendileri için ise sınırsız, kuralsız ve kurbanların hayatları üzerine inşâ edilmiş bir cânilik alanıdır.
Epstein dosyası, Batı’nın "insan hakları" maskesinin düştüğü ve altından sadece güçlülerin korunduğu, kurbanların ise değersizleştirildiği bir düzenin çıktığı yerdir. Sessiz kalan her kurum ve bu ikiyüzlülüğe ortak olan her medya organı, o karanlık adadaki suçların ortağıdır. Bu, insanlık tarihinin gördüğü en organize ve en utanmaz ahlâk iflasıdır.
Mithat Güdü