
Geçtiğimiz günlerde bir camimizde yankılanan vaaz, aslında modern zaman dindarlığının kısa bir özetini sunuyordu: "Bu Ramazan bir ilki başardık; hatimle teravih kıldık, Kur'an'ın tüm âyetlerini okuduk, şu kadar sevap kazandık."
Elbette Allah’ın kelâmını okumak, hatmetmek ve bu uğurda yorulmak mümin için kıymetlidir. Ancak vaazın merkezine sadece "harf başına on sevap" vaadini koyup, o harflerin neyi emrettiğini ıskalamak; doktorun yazdığı bir reçeteyi veya bir ilacın prospektüsünü harf harf okuyup, ilacı içmemeye benzer. Reçeteyi ezberlemek hastayı iyileştirmez; şifâ, o ilacı bedene zerk etmekte, yani Kur’an’ın emirlerini bizzat yaşayıp hayata tatbik etmektedir.
Aynı hoca efendi, bir başka günkü vaazına İsrâ Sûresi’nin 82. âyetini okuyarak başladı:
"Biz Kur’an’dan, müminler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz..."
Ne var ki hoca efendi, Rabbimizin bu müjdesini zikretmesine rağmen konuşmasını yine sadece "okumanın" faziletleri etrafında döndürüp durdu. Bir cümle olsun Kur’an’ın neden ve nasıl şifâ olduğuna değinilemedi. Evet, Kur'an şifâdır; ama bu şifâ, tozlu raflarda bekletilen veya sadece dilde dolaşan harflerde değil, o harflerin inşâ ettiği ahlâktadır. Kur’an; adaletsizliğe, yalana, kul hakkına ve kalbi hastalıklara tatbik edildiği nispette şifâdır. Sormak gerekir: Kur'an neden maksadına uygun anlatılmaz? Okumak sadece ilk basamaktır; asıl olan onu hayatın merkezine yerleştirmek değil midir? Allah aşkına yapmayın; Kur’an’ı sadece bir sevap aracına indirgeyerek ona kıymayın!
Şekil mi, Öz mü?
Kur’an-ı Kerîm bir istatistik kitabı veya sadece ölülere okunan bir "sevap makinesi" değildir. Allah (c.c.), Kitab'ın indiriliş gayesini bizzat şöyle açıklar:
"Bu, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübârek bir kitaptır." (Sâd Sûresi, 29)
Eğer kürsüdeki hoca efendi; Kur’an’ın dürüstlüğü, adaleti, yetim hakkını, liyâkâti ve ahlâkı emreden âyetlerini, sadece bir "melodi" olarak geçiştiriyorsa, orada büyük bir vebâl var demektir. İmam Gazalî bu durumu ne güzel özetler: "Kur’an’ı okuyup da onun emirlerine uymayan kimse, efendisinden gelen emirnâmeyi saygıyla öpüp başına koyan ama içindeki talimatların hiçbirini yapmayan köleye benzer."
Okunan Kur’an Sizden Davacı Olursa?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kur’an okumanın sadece dilde kalmaması gerektiği konusunda bizleri çok sert bir şekilde uyarır:
"Nice Kur'an okuyanlar vardır ki, Kur'an onlara lânet eder." (Gazâlî, İhyâ, I/274)
Neden mi? Çünkü kişi "Yalan söylemeyin" âyetini okuyup yalan söylemeye devam ediyorsa; "Faizden sakının" âyetini hatmedip hayatına bulaştırıyorsa; "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturunu dinleyip infaktan kaçıyorsa, okuduğu o satırlar kıyamet günü onun aleyhine şahitlik edecektir.
"Vaziyeti İdare Etme" Vebâli
Dinî temsil makamında oturanların en büyük imtihanı, "insanlar ne der?" korkusunun, "Allah ne der?" bilincinin önüne geçmesidir. Hakikatleri eğip bükmek, âyetlerin hayatı inşâ eden yönlerini görmezden gelip sadece "mânevî ikramiyelerden" bahsetmek, toplumu uyuşturmaktan başka bir işe yaramaz.
Müslüman, Kur’an’ı sadece "okunan" değil, "yaşanan" bir kitap olarak gördüğünde izzete kavuşacaktır. Kur’an bir ölçüdür; ticaretimizde, ailemizde, ahlâkımızda bu ölçü yoksa, hatimle kılınan teravihler sadece birer "fiziksel yorgunluk" olarak kalma riski taşır.
Sonuç olarak; Sevap dağıtmak kolaydır, ancak sorumluluk hatırlatmak yürek ister. Kürsüde oturanın görevi, cemaati sadece "sevap" vaadiyle ferahlatmak değil; Kur’an’ın aynasını cemaatin yüzüne tutup onları hakikatle yüzleştirmektir. Unutmayalım ki Kur’an, bize sadece nasıl öleceğimizi değil, nasıl yaşamamız gerektiğini anlatmak için geldi.
Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar