Türkiye’de binlerce Kur’an kursu var. On binlerce çocuk bu kurslarda eğitim alıyor. Yıllarca süren ezberler, tekrarlar, mukabeleler… Sonunda bazı çocuklar hafız oluyor; yani Kur’an’ı baştan sona ezbere okuyabiliyor.
Bu gerçekten büyük bir emek ve disiplin gerektirir. Kimsenin buna itirazı yok.
Ama burada insanın zihnini kurcalayan çok temel bir soru var:
Kur’an kurslarında Kur’an mı öğretiliyor, yoksa sadece Kur’an okumak mı öğretiliyor?
Çünkü ortada oldukça ironik bir tablo bulunuyor.
Bugün birçok hafız Kur’an’ı baştan sona ezbere okuyabiliyor. Fakat aynı hafızların önemli bir kısmı Kur’an’ın ne söylediğini bilmiyor.
Kur’an’ı ezberlemiş…
Ama Kur’an’ın mesajını bilmiyor.
Bu durum insana şu soruyu sorduruyor:
Bir kitabı baştan sona ezberlemek mi daha değerlidir, yoksa o kitabın ne dediğini anlamak mı?
EZBER VAR, ANLAM YOK
Hafızlık yapan çocuklarımızın önemli bir bölümü:
Kur’an’ı Arapça metniyle ezberliyor,
ama Kur’an’ın mealini hiç okumuyor.
Kur’an’ı güzel bir sesle okuyabiliyor,
ama Kur’an’ın ahlak öğretisini bilmiyor.
Hatta birçok çocuk bu kurslardan hafız olarak çıkıyor ama:
Allah’ın sıfatlarını bilmiyor,
Kur’an’ın adalet anlayışını bilmiyor,
Kur’an’ın insan ve toplum tasavvurunu bilmiyor.
Bu durum biraz şuna benziyor:
Bir öğrenci düşünün…
Tıp kitabını baştan sona ezberlemiş ama insan vücudunun nasıl çalıştığını bilmiyor.
Fizik kitabını ezberlemiş ama yerçekiminin ne olduğunu bilmiyor.
Matematik kitabını ezberlemiş ama dört işlem yapamıyor.
Böyle bir eğitim modeli mümkün mü?
Elbette mümkün değil.
Ama konu Kur’an olunca nedense bu durum normal kabul ediliyor.
KUR’AN’IN AMACI OKUNMAK MI?
Kur’an yalnızca okunmak için gönderilmiş bir kitap değildir.
Kur’an insanı düşünmeye çağırır:
“Hiç akletmez misiniz?”
— Bakara 44
Kur’an’da sürekli şu çağrılar yapılır:
• düşünmek
• anlamak
• ibret almak
• akletmek
Yani Kur’an bir ses kitabı değil, bir hayat rehberidir.
Ama biz çoğu zaman onu yalnızca güzel okunması gereken bir metin hâline getiriyoruz.
Ses var…
Ama mesaj yok.
SOSYOLOJİK BİR ÇELİŞKİ
Bu durum yalnızca pedagojik bir sorun değildir; aynı zamanda sosyolojik bir sorundur.
Din zamanla anlamdan çok forma indirgenmiştir.
Kur’an’ı anlamak yerine güzel okumak…
Ahlakı yaşamak yerine ritüelleri çoğaltmak…
Adaleti konuşmak yerine ses sanatını öne çıkarmak…
Böyle olunca din bir ahlak sistemi olmaktan çıkıp ritüeller toplamına dönüşüyor.
Oysa Kur’an’ın temel amacı insanı ahlaklı bir birey hâline getirmektir.
DEVLET ELİYLE YAPILAN BİR MODEL
Burada daha kritik bir soru ortaya çıkıyor.
Türkiye’de Kur’an kurslarının önemli bir kısmı devlet eliyle yürütülüyor.
Bu durumda şu soruyu sormak kaçınılmazdır:
Devlet Kur’an’ın mesajını mı öğretiyor, yoksa sadece telaffuzunu mu?
Eğer Kur’an’ın hükümleri öğretilmeyecekse, sadece Arapça metni okunacaksa, o zaman bu eğitimin topluma ne tür bir bilinç kazandırdığı ciddi şekilde tartışılmalıdır.
Çünkü Kur’an’ın amacı ses üretmek değil, bilinç üretmektir.
AYETİ BIRAKIP RİVAYETE SARILMAK
Bu konuyla bağlantılı olarak kamuoyunda sıkça tartışılan bir başka mesele daha var.
Kamuoyunda Ahmet Mahmut Ünlü olarak bilinen vaizlerden biri bir konuşmasında şöyle bir ifade kullanmıştı:
“Fetva verirken ayet ile hadis çelişirse hadis esas alınır.”
Bu ifade gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir cümledir.
Çünkü burada çok temel bir problem ortaya çıkıyor.
Ayet nedir?
Ayet Allah’ın doğrudan vahyidir.
Hadis ise Peygamber’e atfedilen rivayetlerdir.
Bu rivayetlerin bir kısmı sahih kabul edilir, bir kısmı tartışmalıdır, bir kısmı ise tarih boyunca uydurma olduğu ortaya çıkan rivayetlerdir.
Şimdi düşünelim:
Allah’ın ayetini bir kenara koyup, kaynağı tartışmalı olabilen bir rivayeti esas almak nasıl bir mantıktır?
Bu yaklaşım aslında Kur’an’ın otoritesini ikinci plana iten bir anlayıştır.
KUR’AN MERKEZLİ DİN
İslam’ın temel kaynağı Kur’an’dır.
Peygamber’in görevi de Kur’an’ı insanlara tebliğ etmektir.
Kur’an bu gerçeği açıkça ifade eder:
“Bu Kur’an insanlara bir açıklamadır.”
— Âl-i İmrân 138
Dolayısıyla Kur’an’ın üstüne başka bir otorite koymak, dini yorumun merkezini kaydırmak anlamına gelir.
ASIL SORU
Bugün tekrar şu soruya dönüyoruz:
Kur’an kurslarında Kur’an mı öğretiliyor…
Yoksa sadece Kur’an okunması mı öğretiliyor?
Çünkü Kur’an’ın amacı insanların hayatını değiştirmektir.
Ezberlenen ama anlaşılmayan bir kitap hayatı değiştirmez.
Ama anlaşılan bir kitap, insanın zihnini de toplumun geleceğini de değiştirebilir.
Ve belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:
Biz Kur’an’ı gerçekten anlamak mı istiyoruz, yoksa sadece okumakla yetinmek mi?
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar