Rafet Ulutürk

Tarih: 17.12.2025 08:08

Kırcaali’nin Hafızası: Taşlar Konuşuyor, İnsanlar Susuyor

Facebook Twitter Linked-in

Kırcaali bir tesadüf değildir.
Bu şehir, 13. yüzyılda Buhara’dan yola çıkan insanların iradesiyle kuruldu. 
O insanlar yalnızca göç etmedi; geldikleri yere düzen, inanç, eğitim ve ahlak taşıdı. Köyler kuruldu, vakıflar tesis edildi, medreseler açıldı. Zamanla o köyler büyüdü, şehir oldu. Bugün Kırcaali denilen yer, bu emeğin ve bu birikimin sonucudur.

Ancak şehir büyürken hafızası budandı.

Türklere ait olan medrese artık onların değil. Vakıf malı olan yapılar başkalarının tasarrufuna bırakıldı. Şehrin ruhunu taşıyan mekânlar, kimliğinden koparıldı. Daha da acısı, bu toprakların manevi simgelerinden biri olan türbe yıkıldı. Yeniden yapılabildiyse, bu yerel iradenin değil, Türkiye’nin desteğiyle mümkün oldu.

Bu noktada insan ister istemez durup soruyor:
Bu şehirde söz sahibi olan Türk yöneticiler neredeydi?

Yıllar boyunca belediyelerde, meclislerde, kurumlarda görev alanlar oldu. Yetki kullananlar, karar verenler, temsil iddiasında bulunanlar vardı. Ama iş, Türklerin tarihine ve mülkiyetine gelince derin bir sessizlik hâkim oldu. Bu sessizlik basit bir ihmal değildir. Bu, uzun süredir süren bir kabulleniştir.

Türk ismi, seçim dönemlerinde hatırlanan bir kelimeye dönüştü. Afişlerde, kürsülerde, sloganlarda yer aldı. Sandıklar kapandıktan sonra ise sorumluluk da rafa kaldırıldı. Oysa kimlik, hatırlanmak için değil; yaşatılmak için vardır.

Kırcaali’de geçen on yıllar boyunca rejimler değişti, söylemler değişti. Komünizm dönemi baskıları herkesin malumu. Asıl sorgulanması gereken, sonrasında yaşananlardır. Hak iadesinin konuşulmadığı, vakıf hukukunun işletilmediği, tarihsel adaletsizliklerin giderilmediği yıllar… Eğer bir sistem adalet üretmiyorsa, adı ne olursa olsun, geride yalnızca hayal kırıklığı bırakır.

Bu şehirde Perperikon’un taşları büyük bir titizlikle korunuyor. Binlerce yıl öncesine ait izler özenle sergileniyor. Buna itiraz yok. Tarih değerlidir. Ama tarih yalnızca taşlardan ibaret değildir. İnsan hafızası da tarihin bir parçasıdır. Kırcaali Türklerinin hafızası yok sayıldığında, anlatılan tarih eksik kalır.

Türk kimliği bir folklor kıyafeti değildir. Bir gün giyilip ertesi gün çıkarılacak bir süs hiç değildir. Kimlik, sorumluluk ister. Bedel ister. Gerektiğinde rahatsız etmeyi göze almayı ister.

Artık soruların ertelenmesi mümkün değil.
Bu medrese neden iade edilmedi?
Bu vakıflar neden sahipsiz bırakıldı?
Bu şehirde Türklerin kurucu rolü neden sürekli arka plana itildi?

Bu sorular soruldukça rahatsızlık oluşuyorsa, sorun sorularda değil, cevapların yokluğundadır.

Kırcaali’nin tarihi Perperikon’la başlamaz.
Bu şehrin hafızasında Buhara’dan çıkan bir yol vardır.
O yol, inkârla kapanmaz.

Taşlar konuşuyor. Belgeler ortada.
Artık insanların susmaması gerekiyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —