Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 27.02.2026 08:37

Kimliğin Rûhu: Türklük ve İnancın Sarsılmaz Bağı

Facebook Twitter Linked-in


​Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda, bazı milletlerin sadece kılıçlarıyla değil, o kılıcı tutan bileğe güç veren "maneviyatlarıyla" ayakta kaldığını görürüz. Türk milleti için de durum tam olarak budur. Bugün sıklıkla tartıştığımız "etnik kimlik mi, dînî âidiyet mi?" sorusu, aslında kökleri derinlerde olan bir ağacın gövdesini dallarından ayırmaya çalışmak gibidir.

​Evet, Türklük bizim şerefimizdir, vazgeçilmez karakterimizdir. Ancak bu karakteri bir "ruh" ile taçlandırmadığımızda, elimizde kalan sadece kuru bir övünç kaynağıdır.

​Tarihin Aynasında Türk ve İslâm

​Türkler, İslâm ile şereflendikten sonra sadece bir din değiştirmediler; aynı zamanda tarihsel misyonlarını yeniden tanımladılar. Malazgirt’ten Viyana kapılarına kadar at sürülen her karış toprakta; 'İ’lây-ı Kelîmetullah', yani Allah’ın adını en yüce kılma ve Tevhid bayrağını dünyada dalgalandırma davası vardı. Eğer Türklüğü sadece bir genetik mîras olarak görseydik, bugün ne Selçuklu’nun zarafetinden ne de Osmanlı’nın adaletinden söz edebilirdik.

​Maneviyatsız milliyetçilik, pusulası bozuk bir gemiye benzer; nereye gideceğini bilir ama neden gittiğini unutur.

​İnançla yoğrulan Türklük, hem dünyaya nizam verme ülküsü taşır hem de bu gücü bir ahlâk süzgecinden geçirir.

​Mahşer Meydanında Kimlik Kartı Geçer mi?

​Meseleye inancımız penceresinden baktığımızda tablo daha da netleşir. Yarın mîzan kurulduğunda, hesap defterleri açıldığında bize hangi boydan, hangi soydan olduğumuzun sorulmayacağını hepimiz biliyoruz. O günün geçer akçesi ne "ay-yıldızlı pasaport" ne de "soylu bir şecere" olacaktır.

​"Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât Sûresi, 13)

​İlâhî hitap bu kadar açıkken, Türklüğü İslâm’ın önüne koymak veya İslâm’dan bağımsız bir üstünlük vesîlesi saymak, inancın özüyle çelişir. Müslüman olmayan bir Türklük, gövdesi olan ama canı çekilmiş bir bedene benzer.

Kökü Mazide Olan Âtî

​Türklüğümüzle gurur duymak en doğal hakkımız ve görevimizdir. Ancak bu gururun altını dolduran, onu anlamlı kılan ve ebediyete taşıyacak olan şey İslâm’ın sönmez ışığıdır. Bizler "Türklük bedenimiz, İslâm rûhumuzdur" diyen bir geleneğin temsilcileriyiz. Ruhsuz bir beden nasıl toprak olmaya mahkûmsa, inançsız bir milliyetçilik de kültürel bir müze malzemesi olmaktan öteye gidemez.

​Unutmayalım ki; bizi biz yapan sadece damarımızdaki kan değil, o kanın akışına istikâmet veren îmandır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —