Gökalp Şentürk

Tarih: 08.01.2026 09:51

Kapısız Çocukların Ramazanı

Facebook Twitter Linked-in

Gazze’de çocuklar kapı ararken, biz iftar menüsü tartışıyoruz.
Ramazan mideyle değil, vicdanla tutulur.
Aç kalmak ibadet olabilir; ama görmezden gelmek günahtır.

Bugün Güneyden Haber’de İsmahan Çeribaşı’nın kaleminden bir yazı okudum.
Gazze’li bir çocuğun ağzından yazılmıştı.
Ben o satırları bir evde değil, bir hastane kafeteryasında, içimdeki ağrı ile baş başa okudum.
Ama itiraf edeyim:
Vücudumdaki sancı, o yazının kalbimde açtığı yaraya göre hafif bile kaldı.
Çünkü o yazı insanı sadece düşündürmüyor;
yargılıyor.
Biz burada “Ramazan geliyor” diye iftar menülerini konuşurken,
Gazze’de çocuklar “yarına çıkabilecek miyim” diye nefes sayıyor.
Bizde Ramazan bir takvim yaprağı,
onlarda Ramazan bir hayatta kalma meselesi.
Bir cümle çarptı beni:
“Kapısı olmayan evler…”
Anahtarı kaybolmamış,
kilidi kırılmamış…
Hiç yapılmamış kapılar.
Kapı demek güven demektir.
Kapı demek sığınak demektir.
Kapı demek “burası benim evim” diyebilmektir.
Gazze’de çocuklar artık sadece evlerini değil,
kapı kelimesini bile unutuyor.
Biz Ramazan’da “nefsimizi terbiye ediyoruz.”
Onlar daha beş yaşında açlığa terbiye ediliyor.
Biz sahurdan iftara sabır konuşuyoruz,
onlar gün boyu ölmemeye çalışıyor.
Ve sonra birileri çıkıp diyor ki:
“Sabredin.”
O çocuk ne diyor biliyor musunuz?
“Sabır, karnı doyanların dilinde güzel duruyor.”
Bu cümle, bütün ekran vaizlerinden daha dürüst.
Bütün hamasi nutuklardan daha gerçek.
İşte burada insan kendine şu soruyu sormak zorunda kalıyor:
Ramazan mı bizi tutuyor,
yoksa biz mi Ramazan’ı oynuyoruz?
Biz Ramazan’ı bir ritüele,
bir sofra şenliğine,
bir sosyal medya süsüne çevirdik.
Ama Ramazan, aç kalmak değil; aç olanı fark etmektir.
Ramazan, mideyle değil, vicdanla tutulan bir aydır.
Ben bugün o yazıyı okurken bir hastane masasında oturuyordum.
Kendi ağrılarımla meşguldüm.
Ama Gazze’li bir çocuğun taşların arasında “anne” diye bağırdığını okuyunca,
insan kendi acısından utanıyor.
Biz burada serum bekliyoruz,
onlar bir lokma ekmek.
Biz burada doktor arıyoruz,
onlar bir mezar kazılmasın diye dua ediyor.
Ve soruyorum:
Biz nasıl Müslümanız?
Biz nasıl ümmetiz?
Biz nasıl insanız?
Ramazan kapımıza geliyor.
Ama biz evimizi temizledik mi?
Kalbimizi süpürdük mü?
Soframızda değil, vicdanımızda yer açtık mı?
Gazze’de çocuklar kapı arıyor.
Biz kapılarımızı kapatmış televizyon karşısında iftar saati bekliyoruz.
Ramazan misafir değildir.
Ramazan hesap sormaya gelen bir elçidir.
O elçiyi mideyle değil,
yürekle karşılayamayanların tuttuğu oruç,
sadece açlıktır.
Ve Allah aç kalanla aç kalan arasında değil,
duyarsız kalanla mazlum kalan arasında hüküm verir.

Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
Gökalp Şentürk


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —