Bir ülkede iktidar uzun süre değişmiyorsa, bunun tek açıklaması “başarı” değildir. Bazen rakip takım sahaya çıkamamıştır. Bazen de bütün maç, tek bir oyuncu üzerinden oynanmaya çalışılmıştır.
Türkiye’de muhalefetin son seçimlerden sonra düştüğü en büyük tuzak tam da budur: Cumhurbaşkanı adayı ekseni.
Siyaset, program işidir. Kadro işidir. Vizyon işidir. Ama bizde muhalefet, seçim biter bitmez yeniden aday tartışmasına kilitlendi. Henüz ülkenin ekonomik modeli, dış politika hattı, güvenlik stratejisi, sosyal devlet vizyonu üzerine bütüncül bir alternatif ortaya koyamadan; tek başlıkta sıkıştı: “Cumhurbaşkanı kim olacak?”
İktidar ne yaptı? Muhalefetin en güçlü cumhurbaşkanı adayını aldı, hapse koydu. Böylece siyaset alanını daraltmakla kalmadı; muhalefetin tüm enerjisini o isim etrafında kilitlemeyi başardı. Bu bir hukuk tartışmasıdır, ayrı. Ama siyasi sonuç açısından bakıldığında stratejik bir hamledir.
Çünkü artık muhalefetin gündemi ekonomi değil.
Adalet reformu değil.
Sosyal politikalar değil.
Kurumsal yeniden yapılanma değil.
Gündem: “Aday serbest bırakılsın.”
Bu da muhalefeti tek kanallı bir siyasete hapsediyor.
İktidar için bundan daha konforlu bir tablo olabilir mi?
Hükümet ekonomi yönetiminde zorlanıyor olabilir.
Hayat pahalılığı artıyor olabilir.
Toplumsal memnuniyetsizlik yükseliyor olabilir.
Ama muhalefet bütün enerjisini tek bir kişiye endekslerse, iktidar geniş alanda rahat oynar. Siyaset şahıs merkezli sıkıştıkça, sistem eleştirisi zayıflar.
Bu noktada acı ama net bir gerçek var:
Millet kötü bir yönetimle karşı karşıyaysa, bunun sorumluluğu yalnızca iktidarda değildir. Alternatif üretemeyen muhalefetin de payı vardır. Hatta büyük payı vardır.
Demokrasi, “iktidar kötü” demekle işlemez. “Ben daha iyisini nasıl yapacağım?” sorusuna somut cevap vermekle işler. Eğer muhalefet bunu başaramıyorsa, seçmen öfkesini sandığa dönüştürmez.
Bugün Türkiye’de muhalefet, adayı üzerinden bir sembol mücadelesi yürütüyor. Oysa iktidar sistem üzerinden bir güç tahkimi yürütüyor. Aradaki fark budur.
İronik ama gerçek:
İktidar bazen muhalefetin zayıf reflekslerini kullanarak kendi ömrünü uzatır. Rakibin enerjisini dar bir alana hapsedersen, geniş sahayı kontrol edersin.
Siyaset satrançtır. Rakibin en güçlü taşını oyundan çıkardığınızda, eğer karşı taraf yeni bir oyun kuramazsa; oyun tek taraflı ilerler.
Türkiye’de bugün yaşanan tam da budur.
Muhalefet, aday etrafında duygusal bir mobilizasyon yaratıyor.
İktidar ise devlet aygıtı ve gündem yönetimi üzerinden stratejik bir konfor alanı kuruyor.
Seçmen ise şunu soruyor:
“Tamam, mevcut yönetimden memnun değilim. Ama yarın sabah ülkeyi kim, hangi programla, hangi kadroyla yönetecek?”
Bu soruya net, güçlü, güven veren cevap verilmedikçe; kaleci olmayan kaleye atılan goller devam eder.
Demokraside uzun iktidarların sırrı çoğu zaman büyük başarı değil, büyük boşluktur.
Ve boşluk, siyasetin en tehlikeli alanıdır. Geçmişte iktidarın siyasetteki bıraktığı boş alanı asker doldururdu. Şimdi o bitti muhalefetin bıraktığı boşluğu da iktidar dolduruyor
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar