Zeki insan, artık kelimeleri pamukla sarmayacağım. Çünkü bazı gerçekler vardır; yumuşatıldıkça suç ortaklığına dönüşür. Arjantin’de iki İsrailli “turist” orman yaktıkları için yakalandı. Bu bilgi kesindir. Dosyası vardır, faili vardır, ateşi vardır ve ateş, tesadüfleri sevmez.
Şimdi sarsıcı soruyu soruyorum: Bir insan neden başkasının ormanını yakar? Bir ülkenin toprağında, hiçbir bağı yokken neden kıvılcım çıkarır? Bu, anlık bir vandalizm mi; yoksa öğretilmiş bir refleks mi?
İsrail’i anlamak için şuradan başlamak gerekir: Orada askerlik bir meslek değildir; bir zihinsel kalıptır ve israil askerlerinin askerlik ahlakından nasipsiz oldukları tüm dünyanın malumudur. Üniforma çıkar, kalıp kalır. Sivil hayat başlar, güvenlik dili susmaz. Bu yüzden “turist” kelimesi çoğu zaman yalnızca pasaporttaki bir maskedir. Maske değişir, niyet değişmez.
Daha sert soruyorum zeki insan: Bu iki kişi İsrail Savunma Kuvvetleri kökenli olabilir mi? Daha da ileri gideyim: Mossad tarafından eğitilmiş, sivil örtüyle dolaşan, kaosu ölçmeyi bilen unsurlar olabilir mi?
Bu bir komplo mu? Hayır. Bu, İsrail’in güvenlik mimarisini bilen herkes için akla en yatkın senaryo. Bazı devletler en kirli işlerini en temiz kimliklerle yapar. Turist, bu yüzden idealdir.
Şimdi asıl meseleyi açıyorum: kaçış planı. Kaçış, panikle yapılan bir hamle değildir; panik olmasın diye önceden kurulan bir akıldır. Varlık yokluk eşiğini hisseden devletler, haritalara farklı bakar. Uzaklık, sessizlik, düşük gerilim… Hepsi birer sigorta maddesine dönüşür. Arjantin bu yüzden “hedef” değil; ihtimal coğrafyasıdır. Kaçışın kendisi değil, kaçış ihtimalinin yönetimidir.
Peki bu kaçış aklının kokusu neden ateştir? Çünkü ateş, devleti uyandırır. Müdahale süresini ölçer, koordinasyonu sınar, paniğin haritasını çıkarır. Ateş, sessiz bir sınavdır. Faili küçük, etkisi büyüktür ve tam da bu yüzden, meşruiyetini kaybeden akıllar ateşi sever. Ateş konuşur; inkâr edilebilir, geri alınabilir, ama okunur.
Binyamin Netanyahu bugün dünya kamuoyunda soykırım suçlamalarıyla anılıyor ki bence kesinlikle soykırımcı. Bu bir slogan değil; uluslararası alanda yükselen bir tanım. Meşruiyet eridiğinde, güvenlik dili sertleşir. Güvenlik dili sertleştikçe, sınırlar bulanıklaşır. Sınırlar bulanıklaştıkça, “turist” yangın çıkarır ve çıkaran devlet sessizce izler.
Zeki insan, güçlü devlet ateş yakmaz. Güçlü devlet ateşe ihtiyaç duymaz. Ateş, güvenin değil; korkunun dilidir. Gazze’de yıkılan şehirlerin dumanı, dünyanın başka köşelerinde kıvılcıma dönüşüyorsa, bu tesadüf değildir; bu zihinsel sürekliliktir.
Bugün Arjantin’de iki kişi yargılanıyor. Yarın ise bir akıl yargılanacak. Kaçış planları yapan, meşruiyetini onarmak yerine güvenliği sertleştiren, hukuku alevlerin arkasına saklayan bir akıl… Tarih bu aklı iyi tanır, teşhir eder ve er ya da geç yargılar.
Şimdi son soruları bırakıyorum masaya zeki insan: Kaçış planı yapan bir akıl neden ateşle konuşur? Meşruiyet yanarken hangi coğrafya gerçekten güvenlidir? Ve bir devlet, varlığını sürdürmek için orman yakıyorsa, aslında neyi itiraf ediyordur?
Cevapları ben vermeyeceğim zaten ateş veriyor ve bir zihniyet gittiği gideceği her yere önce zihniyetini yani alevleri gönderiyorsa insanlığa ne vadediyordur?
Gürkan KARAÇAM