Bu yazımızda, İslâm inancında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) merkezi konumunu, hadislerin dindeki sarsılmaz yerini ve "Kur’an bize yeter" diyerek sünneti dışlayan anlayışların temel yanılgılarını ele alıyoruz.
İslâm binasının çatısı Kur’an-ı Kerim ise o binayı ayakta tutan ana direkler ve kapısını açan anahtar, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) sünnetidir.
Günümüzde "Bize sadece Kur’an yeter" sloganıyla ortaya çıkan ve Peygamberimizin rehberliğini devre dışı bırakmaya çalışan anlayışlar, aslında farkında olmadan İslâm’ın uygulama zeminini yok etmektedirler.
• İlahi Buyruk: "Peygambere Uyun!"
Kur’an-ı Kerim, kendisini tebliğ eden elçiyi sıradan bir "postacı" olarak değil, uyulması gereken bir "model" olarak takdim eder. Yüce Allah şöyle buyurur:
"De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." (Âl-i İmrân, 31)
Bu âyet son derece açıktır: Allah sevgisinin ölçüsü Peygamber’e uymaktır. Peygamber’e uymayı reddeden, bu âyete göre Allah sevgisi iddiasında samimi değildir.
Yine Haşr Sûresi 7. âyetteki "Peygamber size neyi vermişse onu alın, size neyi yasaklamışsa ondan sakının" emri; Peygamber’in emir ve yasaklarının bağlayıcı olduğunu, bunun sadece Kur’an âyetleriyle sınırlı olmadığını, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sadece bir nakilci değil, aynı zamanda bir hüküm koyucu (teşrî yetkisi olan) konumunda olduğunu açıkça gösterir.
• Kur’an ve Hadis Arasındaki Kopmaz Bağ
Peygamberimizin sözleri (hadisleri) Kur’an’a rakip değil, onun yaşayan bir tefsîridir. Aralarındaki ilişki şu şekildedir:
- Teyit ve Tasdik: Birçok hadis, âyetlerdeki emirleri pekiştirir (Örn: Namazın emredilmesi).
- Beyan ve Açıklama: Kur’an’da namaz kılınması emredilir ancak kaç rekat kılınacağı, nasıl rükû ve secde edileceği detaylandırılmaz. Efendimiz (s.a.v.); “Namazı, beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız öyle kılın.” (Buhârî, Ezan, 18) buyurarak kapalılığı giderir.
- Hüküm Koyma: Kur’an’ın genel ilkelerinden hareketle, Kur’an’da açıkça geçmeyen konularda (Örn: Bazı yiyeceklerin haramlığı veya miras detayları) Peygamberimiz hüküm belirler.
- Ahlâk Kılavuzluğu: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (Ahmed b. Hanbel) buyuran Efendimiz, İslâm’ın kuru bir kanunlar silsilesi değil, bir hayat tarzı olduğunu bizzat yaşayarak göstermiştir.
• "Hikmet" ve Vahy-i Gayrimetlüv (Okunmayan Vahiy)
“Allah ona Kitabı ve Hikmeti öğretti.” (Bakara, 129, 151; Âl-i İmrân, 164)
Bu âyetlerde Allah, Peygamberine Kur’an’ın yanı sıra bir de "Hikmet" verdiğini bildirir. Ehl-i Sünnet âlimlerinin icmâına (ittifâkına) göre; Kitap: Kur’an, Hikmet: Sünnettir. Bu, Kur’an dışı vahyin varlığının Kur’an delîliyle sabit olduğunu gösterir. Buna “vahy-i gayrimetlüv” (okunmayan vahiy) denir.
Peygamberimiz sadece vahiy geldiğinde konuşan bir otomat değildir. O, Allah’ın muradını en iyi bilen kişi olarak "içtihat" eder ve bu içtihatlar ilâhî denetim altındadır. Sünneti reddetmek, Allah’ın peygamberine verdiği "açıklama ve beyan" (Nahl, 44, 64) görevini reddetmektir.
Allah Teâlâ bu görevi bizzat Peygamber’e vermiştir:
“Sana bu Kur’an’ı indirdik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın.” (Nahl, 44)
• "Kur’an Bize Yeter" Söyleminin Tehlikeleri
"Sadece Kur’an" diyenler, aslında Peygamberi susturup kendi hevâlarını konuşturmak istemektedirler. Çünkü Sünneti aradan çıkardığınızda, her "hoca" âyeti kendi keyfine göre yorumlamaya başlar.
İbadetlerin uygulama usulü (Namaz, haccın detayları, zekât oranları) ortadan kalkar.
İslâm, tarihten ve hayattan kopuk teorik bir metne dönüşür.
İbrahim Sûresi 4. âyette belirtildiği üzere, her peygamber dini "iyice açıklasın" diye gönderilmiştir. Bu açıklama vazifesi hadislerin ta kendisidir.
"Kur’an Bize Yeter" diyenler, şu sorulara dürüstçe cevap versinler:
- Namaz nasıl kılınır?
- Zekâtın nisâbı nedir?
- Hac menâsiki nasıl yapılır?
- Oruç hangi durumlarda bozulur?
Bu ve buna benzer bir çok meselenin hiçbiri Kur’an’da detaylı değildir; hepsi hadis ve sünnetle bilinmektedir. Hadisi reddeden biri ya ibadet edemez ya da kendi kafasına göre din uydurur.
• Müçtehitlerin ve Ehl-i Sünnetin Rolü
Ehl-i Sünnet inancına göre; manası açık (muhkem) âyet ve hadisler olduğu gibi kabul edilir. Yoruma açık konularda ise ilim sahibi müçtehitler, yine Kur’an ve Sünnet bütünlüğü içinde içtihat ederler. Kendi şahsi görüşünü dinin önüne koyan "sözde hocalar", Mümin Sûresi 70. âyetin uyarısıyla karşı karşıyadırlar: "Onlar kitabı ve elçilerimizle gönderdiklerimizi yalanladılar. Yakında bilecekler!"
Hadisleri İnkâr Edenlerin Durumu
“Kim Peygamber’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 80)
Bu âyete göre; hadisi reddetmek Peygamber’i reddetmek, Peygamber’i reddetmek ise Allah’ın emrini reddetmektir.
"Bize Kur'an yeter" sözü sahabede yok, tâbiînde yok, müçtehit imamların hiçbirinde yok. Bu söylem; 1400 küsur yıllık İslâm ilmini çöpe atmak, Peygamber’i susturup kendini konuşturmaktır.
“Biz her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın.” (İbrahim, 4)
“Kim Resul’e muhalefet ederse, onun gittiği yol dışında bir yola saparsa, onu saptığı yolda bırakır ve cehenneme sokarız.” (Nisâ, 115)
Kur’an Allah’ın kelâmıdır, Sünnet Kur’an’ın canlı tefsîridir, Hadis dinin delîlidir. Bunu reddeden, dinin direğini yıkar. Kur'an ve Ehl-i Sünnet yolu budur. Bunun dışındaki yollar ya cehâlet ya da bidattir.
Sonuç Olarak;
Peygamberimiz (s.a.v.) Allah’ın gözetiminde yaşamış, hatadan korunmuş (ismet sıfatı) ve bize tertemiz bir miras bırakmıştır. Hadislerin tamamına "uydurma" diyerek sırt dönmek, İslâm’ın 1400 küsur yıllık hafızasını ve uygulama birliğini yok saymaktır.
Müslüman için kurtuluş; “Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin” (Nisâ, 59) emrine sımsıkı sarılmak, Kur’an’ı Hz. Muhammed’in (s.a.v.) aynasından seyretmektir.
Mithat Güdü