Menü Global Bakış
Serdar Şahin

Serdar Şahin

Tarih: 17.03.2026 08:03

İran’ın İslam Dünyasına Birlik Çağrısı: Bölgesel Siyaset, Mezhep Gerilimleri ve Stratejik Söylem

Facebook Twitter Linked-in

Özet

Son yıllarda Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimler, bölgesel aktörlerin söylem ve stratejilerinde önemli değişimlere yol açmıştır. Özellikle İran ile Amerika ve İsrail arasındaki gerilimler, İran’ın diplomatik söyleminde İslam dünyasına yönelik birlik çağrılarını öne çıkarmıştır. İranlı siyasetçi Ali Larijani tarafından dile getirilen bu çağrı, ilk bakışta İslam dünyasında dayanışma ve ortak hareket etme arayışını ifade eden ideolojik bir söylem olarak görülmektedir.

Ancak İran’ın son yıllarda gerçekleştirdiği askeri operasyonlar ve füze saldırıları incelendiğinde, bu eylemlerin önemli bir kısmının Müslüman nüfusun yaşadığı devletlerin topraklarında bulunan askeri hedefleri kapsadığı görülmektedir. Bu durum İran’ın askeri eylemlerinin dolaylı biçimde İslam ülkelerinin egemenlik alanlarını etkilediği yönünde eleştirilere yol açmaktadır.

Bu çalışma, İran’ın İslam dünyasına yönelik birlik çağrısının yalnızca ideolojik bir dayanışma söylemi olmadığını; aynı zamanda İran’ın bölgesel askeri faaliyetlerine yöneltilen eleştirileri yumuşatmayı ve bu faaliyetleri Batı karşıtı bir mücadele çerçevesinde meşrulaştırmayı amaçlayan stratejik bir söylem niteliği taşıdığını savunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: İran, Orta Doğu siyaseti, mezhep politikası, jeopolitik söylem, İslam dünyası, stratejik iletişim

 

Abstract

In recent years, increasing geopolitical tensions in the Middle East have significantly reshaped the discourse and strategies of regional actors. In particular, tensions between Iran and countries such as the United States and Israel have intensified political narratives surrounding unity within the Islamic world. The call for solidarity voiced by Iranian political figure Ali Larijani appears, at first glance, to represent an ideological appeal for cooperation among Muslim countries.

However, Iran’s recent military operations and missile strikes have often targeted military facilities located within the territories of Muslim-majority states. Consequently, these actions have generated criticism suggesting that Iran’s military activities indirectly affect the sovereignty and security of Muslim societies.

This study argues that Iran’s call for unity within the Islamic world should not be interpreted solely as an ideological appeal. Instead, it can also be understood as a strategic discourse aimed at mitigating criticism of Iran’s regional military actions and reframing these operations as part of a broader confrontation with Western powers.

Keywords: Iran, Middle East politics, sectarian politics, geopolitical discourse, Islamic world, strategic communication

 

1. Giriş

Orta Doğu, tarihsel olarak büyük güç rekabetlerinin ve ideolojik mücadelelerin yoğun biçimde yaşandığı bir coğrafya olmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgesel aktörlerin artan etkinliği, bu coğrafyada güç dengelerini daha karmaşık hâle getirmiştir. Özellikle İran ile Amerika ve İsrail arasındaki gerilimler, Orta Doğu’nun jeopolitik dinamiklerini doğrudan etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.

Bu bağlamda İranlı siyasetçi Ali Larijani tarafından dile getirilen İslam ülkelerinin birleşmesi çağrısı, bölgesel siyaset açısından dikkat çekici bir söylem olarak ortaya çıkmıştır. İran’ın bu çağrısı ilk bakışta İslam dünyasında dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlayan ideolojik bir öneri olarak yorumlanabilir.

Ancak İran’ın son dönemde yürüttüğü askeri operasyonlar ve füze saldırıları incelendiğinde, bu eylemlerin önemli bir kısmının Müslüman nüfusun yaşadığı devletlerin topraklarında bulunan hedeflere yöneldiği görülmektedir. Bu durum İran’ın söylemi ile pratik politikaları arasında bir çelişki olduğu yönünde eleştirilere neden olmaktadır.

Bu çalışma, İran’ın birlik çağrısını bölgesel güç rekabeti ve stratejik iletişim bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır.

 

2. İran’ın Bölgesel Politikasının Tarihsel Arka Planı

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi İran’ın dış politikasında köklü bir dönüşüm yaratmıştır. Devrim sonrasında İran, kendisini yalnızca ulusal bir devlet olarak değil aynı zamanda ideolojik bir hareketin merkezi olarak konumlandırmıştır.

Bu dönemde İran dış politikasının temel hedeflerinden biri “devrim ihracı” olarak ifade edilen strateji olmuştur. Bu strateji İran’ın bölgesel politikalarını hem ideolojik hem de jeopolitik açıdan şekillendirmiştir.

İran’ın bölgesel politikaları özellikle şu alanlarda belirginleşmiştir:

Bu politikalar İran’ın Orta Doğu’daki etkinliğini artırırken aynı zamanda bölgesel gerilimleri de derinleştirmiştir.

 

3. Mezhep Politikası ve Bölgesel Rekabet

İran’ın bölgesel stratejilerinde mezhepsel kimlik önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle Şii toplulukların bulunduğu bölgelerde İran’ın siyasi ve askeri nüfuz kurma çabası dikkat çekmektedir.

Bu politika bazı bölgelerde şu aktörler üzerinden yürütülmektedir:

Bu durum İran’ın bölgesel etkisini artırırken aynı zamanda mezhep temelli gerilimlerin de derinleşmesine neden olmuştur.

 

4. Füze Stratejisi ve Egemenlik Tartışmaları

İran’ın son dönemde gerçekleştirdiği füze saldırıları ve askeri operasyonlar bölgesel güvenlik açısından önemli tartışmalar yaratmıştır.

İran’ın hedef aldığı bazı askeri unsurlar Müslüman ülkelerin topraklarında bulunan yabancı askeri üslerdir. Ancak bu saldırılar aynı zamanda o ülkelerin egemenlik alanlarını da doğrudan etkilemektedir.

Bu durum şu soruları gündeme getirmektedir:

Bu bağlamda İran’ın birlik çağrısı bazı analizlerde askeri operasyonların yol açtığı eleştirileri yumuşatmaya yönelik stratejik bir söylem olarak yorumlanmaktadır.

 

5. Türkiye Perspektifi

Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler tarih boyunca hem işbirliği hem rekabet unsurlarını barındırmıştır.

Özellikle güvenlik politikaları bağlamında şu konular dikkat çekmektedir:

Bu unsurlar Türkiye’nin İran’ın birlik çağrısını ihtiyatlı bir bakış açısıyla değerlendirmesine yol açmaktadır.

 

6. Stratejik Söylem ve Jeopolitik Meşruiyet

Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin söylemleri çoğu zaman stratejik hedeflerle bağlantılıdır.

Bu bağlamda İran’ın birlik çağrısı üç amaç taşıyan bir stratejik iletişim aracı olarak değerlendirilebilir:

  1. Bölgesel yalnızlaşmayı azaltmak
  2. Askeri operasyonların yarattığı eleştirileri yumuşatmak
  3. ABD ve İsrail karşıtı Müslüman bir blok oluşturmak

Dolayısıyla birlik söylemi yalnızca ideolojik bir çağrı değil aynı zamanda jeopolitik meşruiyet üretme çabasıdır.

 

7. Sonuç

İran’ın İslam dünyasına yaptığı birlik çağrısı bölgesel siyaset bağlamında çok katmanlı bir anlam taşımaktadır. Iran’ın son yıllarda yürüttüğü askeri operasyonlar ve mezhepsel nüfuz politikaları dikkate alındığında bu çağrının yalnızca ideolojik bir dayanışma önerisi olmadığı görülmektedir.

Bu nedenle İran’ın birlik söylemi bazı analizlere göre bölgesel askeri eylemlerinin yarattığı eleştirileri azaltmayı ve bu eylemleri Batı karşıtı bir mücadele olarak yeniden çerçevelemeyi amaçlayan stratejik bir söylem olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte, İran’ın dile getirdiği birlik çağrısının İslam dünyasında daha güçlü bir karşılık bulabilmesi, yalnızca söylem düzeyinde yapılan çağrılarla değil, uygulamada ortaya konulacak politikalarla mümkün olacaktır. Özellikle savaş sonrası dönemde İran’ın İslam ülkelerine yönelik yaklaşımında mezhepsel ayrımları aşan bir tutum benimsemesi, İslam kimliğini esas alan kapsayıcı bir dayanışma pratiğini hayata geçirmesi önem taşımaktadır.

Bu bağlamda İran’ın gelecekteki politikalarının, Şii-Sünni ayrımı üzerinden şekillenen nüfuz arayışından ziyade İslam dünyasının ortak güvenliği, egemenliği ve siyasi istikrarını önceleyen bir yaklaşımı benimsemesi, birlik çağrılarının güvenilirliğini artırabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. Böyle bir yaklaşımın kurumsallaşması, İran’ın teorik düzeyde dile getirdiği birlik söyleminin İslam dünyasında tereddütsüz şekilde değerlendirilmesine ve daha geniş bir meşruiyet kazanmasına katkı sağlayabilir.

Bununla birlikte, bölgesel istikrarın kalıcı biçimde sağlanabilmesi yalnızca tek bir aktörün yaklaşımıyla değil, tüm İslam dünyasının mezhepsel ayrımları aşan ortak bir anlayış geliştirmesiyle mümkün olacaktır. İslam ülkelerinin karşılıklı egemenlik saygısı, mezhepler üstü dayanışma ve ortak güvenlik perspektifi çerçevesinde hareket etmeleri, yalnızca siyasi gerilimlerin azalmasına değil aynı zamanda bölgesel huzur ve refahın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır. Bu nedenle mezhepsel ayrımları aşan kapsayıcı bir yaklaşımın tüm İslam dünyasında benimsenmesi, uzun vadede bölgesel huzur ve refahın en önemli teminatlarından biri olarak değerlendirilebilir.

 

Serdar Şahin

16 Mart 2026


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —