* İnkârın Mantıksal Boşluğu ve Gerçek Anlam Arayışı!
* Varoluşun Sessiz Çığlığı: Tesadüf mü, Tasarım mı?
* Atomdan Galaksiye Tevhîdin Matematiği!
Akıl, İnanmak İçin mi Vardır? Kâinatın Gizli Kodlarını Okumak!
Modern çağın getirdiği bilgi kirliliği ve "maddeci" bakış açısı, insanı kendi özünden ve yaratılış gayesinden koparabiliyor. İnsanları sarsacak ve "Acaba?" dedirtecek en güçlü yöntem; onlara sahip oldukları ama üzerinde hiç düşünmedikleri "mûcizeleri" hatırlatmaktır.
İnsanlık tarihi boyunca sorulmuş en kadîm soru, bir "fâil"in varlığı değil; o fâilin "tekliği" ve varlığının zorunluluğu üzerine olmuştur. Bugün rasyonalizm zırhına bürünerek "Görmediğime inanmam," diyenler ile diliyle ikrar edip kalbinde şüphe fırtınaları kopanlar aynı noktada buluşuyor: Anlam arayışı.
Gelin; dogmalardan sıyrılıp sadece aklın rehberliğinde, bu uçsuz bucaksız kâinatın satır aralarını okuyalım.
1. Hudûs Delîli: Sonradan Olanın "Neden"i
Mantık biliminin en temel ilkesi şudur: Sonradan meydana gelen her şey, bir sebebe muhtaçtır. Bugün modern bilim (Big Bang teorisi dâhil), evrenin bir başlangıcı olduğunu tescil etmiştir. Eğer evrenin bir başlangıcı varsa, bu başlangıcı tetikleyen; evrenin cinsinden olmayan, zaman ve mekândan münezzeh bir "İlk Sebep" olması aklî bir zorunluluktur. Zincirleme giden bir nedenler silsilesi sonsuza uzanamaz; bir yerde durmalı ve o "Durak", kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan bir "İrade" olmalıdır.
2. Nizam ve İntizam: Tesadüfün İmkânsızlığı
Bir hurdalığa giren fırtınanın, parçaları tesadüfen birleştirip bir Boeing 747 uçağı oluşturma ihtimali nedir? Matematiksel olarak sıfırdır. Peki, o uçaktan milyonlarca kat daha karmaşık olan insan hücresinin, DNA sarmalındaki o muazzam bilgi akışının veya galaksilerin milimetrik dengesinin "kendi kendine" ya da "tesadüfen" oluştuğunu iddia etmek ne kadar rasyoneldir?
"Hassas Ayar" (Fine-Tuning) dediğimiz bu gerçeklik, kâinatın her köşesinde bir "İmzayı" işaret eder. Bir kitap varsa bir yazar, bir nakış varsa bir nakkaş vardır. Sanat, sanatçısız olmaz.
3. Vahdetin (Birliğin) Mantığı
Peki, neden "Tek"?
Şüpheye düşen zihinlerin en çok takıldığı nokta budur. Akıl bize der ki: İki mutlak güç bir arada olamaz. Eğer idarede iki el olsaydı nizam bozulur, iradeler çatışırdı. Kâinatın atomaltı parçacıklarından dev galaksilere kadar aynı fizik kanunlarına tabi olması, idarenin tek bir merkezden, tek bir iradeden çıktığının en büyük aklî delîlidir. Farklı yasaların değil, tek bir "Sünnetullah"ın (evrensel kanun) hâkimiyeti, yaratıcının birliğini haykırır.
4. Şüpheyi Dağıtan Soru: Vicdanın Tanıklığı
Naklî deliller, yani vahiy (İhlâs Sûresi’nin o muazzam tevhîdi gibi), aslında aklın ulaştığı bu sonuçları mühürlemek için gelmiştir. İnsan, en çaresiz anında gayriihtiyari bir "Yüce Güce" sığınma ihtiyacı hisseder. Bu fıtrî bir reflekstir. Eğer susuzluk hissi varsa su da vardır. Eğer içimizde bir "ebediyet" ve "mutlak güç" arayışı varsa, bu duygunun bir karşılığı (Yaratıcı) olmak zorundadır.
İnanmak, aklı devre dışı bırakmak değil; aklı, kendi sınırlarını anlayacak kadar kemâle erdirmektir. Şüpheler, hakikâte giden yolda birer durak olabilir; ancak o durakta konaklamak yerine kâinatın o muazzam matematiğine bakıp "Bu devâsâ saray ustasız olamaz," demek, aklın en onurlu eylemidir. Unutmayın; güneşin varlığına delil, yine güneşin kendi ışığıdır. Görmek isteyene her zerre, O’nu (Allah'ı) anlatır.
5. Seni Sen Yapan Şey Atomlar mıdır, Yoksa Bilgi mi?
İnançsızlık genellikle maddeye dayanır. Ancak bir insana şunu sormak gerekir: Bir bilgisayarı değerli kılan şey onun plastik ve metal kasası mıdır, yoksa içindeki yazılım mı? Vücudunuzdaki atomlar, bir taş parçasındaki atomlarla aynıdır. Fakat sizde o atomlar öyle bir dizilimle bir araya gelmiştir ki; seversiniz, ağlarsınız, gelecek hayâlleri kurarsınız. Maddenin (atomun) kendisinde "şuur" ve "sevgi" yoktur. O hâlde madde olmayan bir şey (ruh ve bilinç), maddeyi yönetmektedir. Bu bilinç, maddenin sınırlarını aşan ve size doğrudan lütfedilen bir emânet değil midir?
6. İhtimâllerin İmkânsızlığı (Antropik İlke)
Bilim insanları hesaplamıştır ki; evrenin genişleme hızı başlangıç anında trilyonda bir oranında bile farklı olsaydı, ne yıldızlar ne de galaksiler oluşurdu. Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı, atmosferdeki oksijen oranı, suyun kaldırma kuvveti... Hepsi bıçak sırtı bir dengededir.
Bir kum tanesinin içine tüm dünya kütüphanesindeki bilgileri sığdıran bir teknoloji görseniz "tesadüf" der misiniz? Öyleyse, gözle görülmeyen bir hücrenin içine sizin tüm fiziksel özelliklerinizi kodlayan DNA'ya nasıl tesadüf diyebilirsiniz?
7. İnkârın Mantıksal Boşluğu
Bir sarayın kapısından içeri girdiğinizde, içeride kimseyi görmeseniz bile masadaki sıcak çay, yanan lamba ve düzenlenmiş yatak size birinin orada olduğunu kanıtlar. "Ben kimseyi görmüyorum, o hâlde kimse yok," demek rasyonel bir yaklaşım mıdır, yoksa gözünü kapatmak mıdır? İnkâr eden kişi, aslında kâinattaki milyarlarca "eser"in ustasız olduğunu ispatlamak zorundadır ki bu, matematiksel olarak imkânsızdır.
8. Pişmanlığın Dönüşü Olmayan Noktası
Bir mümin inandığı için bir şey kaybetmez; temiz bir hayat yaşar ve huzur bulur. Ancak inkâr eden kişi öldüğünde, eğer bir hesap günü varsa (ki tüm aklî deliller buna işaret ediyor), kaybı sonsuz olacaktır. Hiçbir akıllı tüccar, %1 ihtimâl bile olsa sonsuz bir iflas riskini göze almaz. Peki, siz bu riski neden alıyorsunuz?
Ey dostum! Sen tesadüfen savrulan bir toz zerresi değilsin. Eğer öyle olsaydı, kalbin sonsuzluğu arzulamaz, aklın adâleti sorgulamazdı. Bir resme bakıp ressamı övüyor, bir binaya bakıp mîmarı takdir ediyorsun; peki ya aynaya baktığında gördüğün o muazzam sanatın sahibini neden görmezden geliyorsun? Unutma ki inanmak için bazen gözlerini kapatıp kalbinin sesini dinlemen yeterlidir. Çünkü kâinat, onu okumasını bilenler için tek bir cümleden ibarettir: 'Lâ ilâhe illâllah' (Allah'tan başka ilah yoktur)."
Mithat Güdü