Menü Global Bakış
Rafet Ulutürk

Rafet Ulutürk

Tarih: 15.03.2026 19:39

İncitmeden Yaşamanın Hikmeti

Facebook Twitter Linked-in

Hayatın karmaşası içinde çoğu zaman büyük hedeflerin peşine düşer, başarıyı, gücü ve kazancı konuşuruz. Oysa insanın gerçek olgunluğu çoğu zaman küçük ama derin bir erdemde saklıdır: incitmemek.
Anadolu irfanının sade ama güçlü dizeleri bize bu inceliği hatırlatır: “Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme… 
Bir küçük meyve için dalı incitme… Bir güzel söz söyle, dili incitme.”

Bu dizeler yalnızca şiirsel bir öğüt değil, aynı zamanda bir hayat felsefesidir. Modern dünyanın hızına kapılan insan çoğu zaman fark etmeden kırar; bir kalbi bir sözle, bir dostluğu bir davranışla, bazen de doğayı küçük çıkarlar uğruna incitir. Halbuki incitmemek sadece zarar vermemek değildir; aynı zamanda korumak, gözetmek ve saygı göstermektir.

“Bir küçük meyve için dalı incitme” dizesi bu açıdan oldukça anlamlıdır. Bugün birçok insan küçük kazançlar uğruna büyük değerleri zedeleyebiliyor. 
Bir makam için dostluklar bozulabiliyor, bir menfaat için vicdan geri plana atılabiliyor. 
Oysa gerçek olgunluk, meyveyi isterken dalı da koruyabilmektir. Amaç uğruna araçları yok etmek, kısa vadeli kazançlar getirir; fakat uzun vadede insanın kendi dünyasını da yıpratır.

Şiirin dikkat çektiği bir başka önemli nokta ise sözün gücüdür: “Konuşmak bize mahsus, olsa da bir güzel söz söyle, dili incitme.” İnsan diğer varlıklardan diliyle ayrılır. 
Ancak aynı dil bazen en derin yaraları da açabilir. Bir kelime bir insanı ayağa kaldırabilirken, başka bir kelime onu yıllarca unutamayacağı bir kırgınlığa sürükleyebilir. Bu yüzden söz, sadece bir ifade aracı değil aynı zamanda bir sorumluluktur.

İnsan ilişkilerinde ise şiirin verdiği öğüt daha da anlam kazanır: “Sevene diken olma, gülü incitme.” Çoğu zaman insan en çok sevdiği kişileri kırar. Çünkü yakınlık bazen dikkatsizliği beraberinde getirir. Oysa sevgi en çok özen isteyen duygudur. Sevdiğini incitmemek, sevmenin en güçlü göstergesidir.

Şiirde kibir üzerine yapılan uyarı da günümüz dünyası için oldukça önemlidir: “Başın olsa da yüksek, gözün enginde gerek.” İnsan başarıya ulaştıkça çoğu zaman çevresine yukarıdan bakma eğilimi gösterir. Oysa gerçek büyüklük yükseldikçe tevazuyu artırabilmektir. Yüksekten yürüyenler yolu incitir; fakat ufka bakabilenler yolu güzelleştirir.

Hayatın iniş çıkışları karşısında verilen öğüt de aynı derecede derindir: “Mevlâ verince azma, geri alınca kızma.” İnsan sahip olduklarını çoğu zaman kendi gücünün sonucu sanır. Ancak hayat bize emanet edilen bir yolculuktur. Varlıkta şımarmamak, yoklukta isyan etmemek; insanın olgunluk sınavıdır.

Bu öğütlerin özü aslında çok nettir: İnsan olmak incitmemeyi öğrenmektir. Bir çiçeği koparmadan sevebilmek, bir sözü kırmadan söyleyebilmek, bir kalbi yaralamadan yaşayabilmek…

Bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de tam olarak budur: güç değil incelik, gürültü değil zarafet, üstünlük değil merhamet.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, geride bıraktığı kırık kalplerle değil; incitmeden yürüdüğü yollarla ölçülür.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —