İlk günkü inanç ve kararlılıkla Türkçüyüz; Turancıyız.
Ancak bu ifadeler, hamasetin değil, bir bilinç ve sorumluluk idrakinin cümleleridir.
Kökünü Türk-İslam ülküsünden alan milliyetçilik anlayışı; öfkeyi değil ahlâkı, ayrışmayı değil birliği, sloganı değil üretimi merkeze alır.
Türkiye yalnızca bir coğrafyanın adı değildir.
Türkiye; Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan bir tarih ve irade zinciridir.
Bu zincirin her halkasında fedakârlık, adalet arayışı ve var olma kararlılığı vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi; onu kuran, yaşatan ve geleceğe taşıyacak olan Türk milletidir. Bu sahiplik kuru bir iddia değil; emekle, liyakatle ve sorumlulukla taşınması gereken bir emanettir.
Türk milliyetçiliği, başkasını küçümsemek değil; kendi milletini yüceltme çabasıdır. Yüceltmek ise yalnızca geçmişle övünmekle olmaz. Gerçek yüceliş; bilimde ilerlemek, teknolojide üretmek, ekonomide güçlü olmak, hukukta adil, eğitimde nitelikli, ahlâkta sağlam olmaktır. Güç, zulmetmek için değil hakkı korumak için; devlet, hükmetmek için değil adaleti tesis etmek için vardır.
Bugünün dünyasında kimlik, ancak bilgiyle ve üretimle anlam kazanır. Milletler yalnız toprakla değil; fikirle, ülküyle ve ahlâkla yükselir. Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceği; hamasette değil akılda, ezberde değil araştıran ve sorgulayan zihinlerdedir. Bu nedenle istikbal, duygularıyla değil aklı ve vicdanı birlikte taşıyan; çalışkan, disiplinli, karakter sahibi Türk gençliğinin omuzlarındadır.
Türk gençliği; kimliğini bilen ama dünyayı tanıyan, tarihini okuyan ama çağın ilmini kavrayan bir nesil olduğunda Türkiye sadece bölgesel değil, küresel ölçekte söz sahibi olacaktır. Çünkü gerçek ülkü, geçmişe yaslanarak övünmek değil; geçmişten güç alarak geleceği inşa etmektir.
Bizim yolumuz; yıkan değil yapan, tüketen değil üreten, ayrıştıran değil birleştiren bir yoldur. Ülkümüz; güçlü devlet, güçlü millet ve güçlü gelecek idealidir. Bu ideal, bir iddianın değil; uzun soluklu bir emeğin adıdır.
Ve nihayetinde mesele şudur: Türkiye bir harita değil, bir medeniyet iddiasıdır. Bu iddiayı yaşatacak olan da; bilinciyle, ahlâkıyla ve çalışkanlığıyla sorumluluk alan bir millet iradesidir. İlk günkü şuurla yürümek, ancak bugünün gereğini yerine getirmekle mümkündür.