Bir ramazan daha geldi gidiyor. Her ramazanda olduğu gibi yinee sofralar kuruldu, tanıdık ya da tanımadıklara iftar yemekleri verildi. Aslında iftar sofraları yardımlaşmanın, dayanışmanın, ramazanın manevi hazzını birlikte solumanın ve yaşamanın yeri.
Birçok iftar yemeğine çağrıldım. Atalarımızın “Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere görünme!” sözü gereğince çağrıldığımız yerlerde göründük, çağrılmadığımız yerlerde ise uğramadık. Birçok iftar yemeğine katıldım. Her geçen yıl toplu iftar yemekleri, anlamını yitirerek savurganlığa dönüşmekte. Bu yemekleri varsıl kişiler ve bazı dernekler vermekte. Sofralar özenle hazırlanmış, yemekler doyurucu. Ancak iftar sonrasında masalara bakıldığında yemeklerin çoğu yenmemiş. Öyle tabaklar var ki bir lokma alınıp bırakılmış. Böylece bu yemek, artık olmuş. Ne yazık ki bin bir emekle hazırlanan onca yemek, çöpe gitmekte. İnsan sormadan edemiyor: Bu savurganlık niye?
Cumhuriyet’imiz, tutumluluk üzerine kuruldu. Savurganlığı önleyerek, eskilerin deyişiyle bir toplu iğnenin, bir kibrit çöpünün değerini, gerekliliğini bilerek tutumlu davrandı Cumhuriyet kuşakları. Bir kuruşa bin düğüm atarak saklandı. Savurganlık haram, tutumluluk sevaptı. Ne yazık ki bu toplumsal kural, son yıllarda unutuldu.
Toplumsal geleneklerimizde ekmeğe, yemeğe saygı çok önemli ve vazgeçilmez bir gelenek. Ekmek yere düşürülmez, üstüne basılmaz; yemek çöpe dökülmez. Ekmek ve yemek için olumsuz nitelemeler yapılmaz. “Kötü yemek” denmez. Çünkü o, nimettir. Ne yazık ki son yıllarda yemek ve ekmek için olumsuz nitelemeleri sıkça işitmekteyiz. Bir lokma alıp tattıktan sonra yemeği tabakta bırakmak ne demek? Böyle bir savurganlığı, insan vicdanı nasıl kabul eder? Hele insanların önemli bir bölümünün açlıkla savaştığı bir dönemde bu şımarıklığın, yemeğe saygısızlığın kabul edilmesi olanaklı mı?
Bu ramazanda, ilk kez az sayıda da olsa çağrıldığım beş yıldızlı otellerdeki iftar yemeklerine gitmedim. Çünkü bu sofralardaki savurganlık ve görgüsüzlük dayanılacak türden değil. Savurganlığa ve görgüsüzlüğe nedense katlanamıyorum. Varsılın, başka varsılların karnını doyurduğu bir iftar sofrası ramazanın ruhuna da yardımlaşmacı niteliğine de aykırı. Hele bu sofraların gösterişe dönüştürülmesi kabul edilemez. Ramazan, insan nefisinin dizginlendiği, terbiye edilip disiplin altına alındığı bir ay değil mi? O zaman iftar sofraları bu anlayışa niye uygun hazırlanmaz?
Ramazanda birkaç kez belediyelerin kurduğu iftar çadırlarına gittim. Bu çadırlar, ülkemizin yaşadığı yoksulluğun, yoksunluğun, çaresizliğin fotoğrafını çok açık olarak göstermekte. İftar çadırlarının önünde birkaç saat öncesinden uzun kuyruklar oluşuyor. Binlerce kişi, bir öğün yemek için saatlerce kışın soğuğuna aldırmadan kuyrukta bekliyor. İftar çadırlarında karnını doyuranların çoğu, yaşulu emekliler ve gençler… Gençlerin çoğu üniversiteli…
İftar çadırlarının yemekleri yoksullar için… Çorba, patates yemeği, pilav, ekmek, tatlı, ayran ve sudan oluşmakta genellikle. Derneklerde verilen iftar sofralarındaki dolu tabaklar buralarda yok gibi. Ana yemekte et çok az… Ancak yine de doyuyor insanlar. Çünkü ekmek bolca tüketiliyor.
Güngörmüş emekliler, kolayca fark ediliyor. Çoğu, tansiyon ve şeker hastası… Başka rahatsızlıkları olanlar da var. Bundan da anlaşılıyor ki yaşulu emeklilerin bu yemekleri yemesi, sağlık durumlarına uygun değil. Ama koşulların getirdiği yoksulluk, yoksunluk onları zorunlu kılmakta bu yemeklerle doymaya. Çünkü başka seçenekleri yok! Sağlıklı beslenmek, emekliler için Kaf Dağı’nın ardında ulaşılmaz bir düş.
Bazı iftar çadırlarında paket yemek servisi var. Emekliler ve öğrenciler, önce paket yemek kuyruğuna girip bir öğünlük yemeklerini çanta ya da torbalarına koyuyor. Ardından sıcak yemek kuyruğuna giriyorlar. Buradan aldıkları yemeği yiyorlar çabucak. İnsanların çoğu aldıkları yemekleri çiğnemeden yutuyor. Çünkü çabucak yiyip yeniden kuyruğa giriyorlar. Şanslı olanlar bir daha yemek alıyor. Bu yemeği yemeyip eve götürmekteler. Belki de evde aç bekleyen hasta, yatalak yakını için... Ya da sahurda ya da sağlığı oruç tutmaya el vermiyorsa ertesi gün öğle yemeğinde yemek üzere... İnsanlar bir öğün yemeği kurtarmak için kuyruktan kuyruğa giriyor. İkinci kez kuyruğa girenlerin çoğu yemek alamıyor. Artan ayran ya da ekmeği alıp evin yolunu tutmaktalar.
Ülkemizin gelişmesinde, var olmasında sayısız emeği bulunan yaşulu emeklilerimizi, toplumumuzun geleceği olan gençlerimizi bir lokma için iftar kuyruklarında süründüren bir ekonomik sisteminin insancıl olduğu söylenebilir mi? İnsanını bir lokmaya muhtaç edenlerin vicdanları sızlamaz mı bu durum karşısında?
Adil Hacıömeroğlu
17 Mart 2026