Bundan otuz bilmem kaç yıl öncesiydi ve Ramazan’ı o kış yaşadığımızda kimler vardı yanı başımızda şöyle bir düşündüm. Hüzün çöktü yüreğime, nefesimde sebebini çok iyi bildiğim bir düğümlenme oldu ve aldım başımı çıkıp gittim diyardan başka bir diyara…
Şunun şurasında bir hafta on gün sonrasında Ramazan bitiyor ve sözüm ona bayram gelecek, nasıl kutlanılacaksa artık.
Ki geçen bayram yanı başımızda olan ama bu bayram artık “bir varmış, bir yokmuş” olanlarımızla birlikte yeni bir hengâmeye doğru yol alacağımızdan, kimsenin kuşkusu olmasın.
Dün bitti…
İnanın geri sarma veya geri alma veya geriye getirmek gibi bir şansımız asla bulunmamaktadır.
Yarın ise bizlere muamma.
Nasıl bir plan içerisinde olursanız olun, kimsenin hesabı veya planı hiçbir zaman ehemmiyetini ve özelliğini standart olarak garantili bir şekilde koruyamamakta, birkaç dakika sonrasına nefes alıp-vermeyeceğimizin altına kimseler imza atamamaktadır.
Çark öyle bir şekilde işliyor ki inanın anlamanız veya tahmin de bulunmanız mümkün bile değil. Her şey nizamında, sırasında ve hatta harfi harfine aleni olarak ta ortadadır.
Kimsenin müdahale veya engel olma gibi bir lüksü asla ve asla olmamakta, öyle bir şans dahi bulunmamaktadır.
Hani bir sahne düşünün sırası gelen rolünü yapıp sahneden iniyor misali.
Anlık.
Hepsi anlık ve sadece o kadar.
Sahneye çık, rolünü yap ve in…
Sonrası sadece sahne ışıkları yandığı sürece tatlı bir anı!
Ötesi yok bu işin.
Zamanın nasıl hızlı bir şekilde aktığını anlatabilmek için önce zamanı yakalamak gerekmez mi? İşte bizler bu çarkın içerisinde hızlı bir şekilde öğütülürken; nelerden arınıp, nelerden vaz geçtiğimizi görmemiz zaten mümkün değil.
Acelemiz ve tek amacımız geç kalmamak…
Nelere geç kaldığımızın farkına varsak dahi, algılayamamak…
İnsan bazı şeyleri sahnenin ışıkları söndüğünde hatırlıyor biliyor musunuz? Nerede, ne söylemesi gerektiğini; rolünü nasıl daha iyi oynaması gerektiğini ve hatta nerede, nasıl bir vurgu yapacağını…
İşte o zaman neleri kaçırdığını…!
Bu yüzden hiç dikkat etmediğimiz ve daima içerisinde bulunduğumuz bir kavramı hatırlatmak istedim kendime.
Önce kendime.
Sonrasında isteyen, kendisi alır…
Hani şu an içerisinde bulunduğumuz bu “an” var ya? Ne dünün, ne de yarının umurumuzda olmadığı bu an…
İşte bu an içerisinde ben anladım ki; anayasanın dokunulmaz maddeleri misali, kayıtsız ve şartsız, âmâsız ve lakinsiz, hatta ve hatta tartışılmazsız tek bir gerçek var.
Ben benden olanları çok ama çok seviyormuşum…
Ben bana can verenlerimi çok ama çok ama çok seviyormuşum…
Ve otuz bilmem kaç yıl sonra yanlarında olmayacağım Ramazanlarda beni iyi olarak hatırlamaları için onlardan da, kendimden de binlerce defa özür diliyorum.
Meğer ki ben onları ne kadar da çok seviyormuşum…