Rafet Ulutürk

Tarih: 13.01.2026 08:35

Hz. Peygamber ve Türkler: Tarih, Rivayet ve Yorum Arasında Bir Okuma

Facebook Twitter Linked-in

Hz. Peygamber’in Türkler hakkında söylediği rivayetler, İslam tarihinin en çok tartışılan fakat en az soğukkanlılıkla ele alınan konularından biridir. Bu mesele, yalnızca hadis literatürünün bir başlığı değil; aynı zamanda tarih, sosyoloji, siyaset ve hatta kolektif hafıza ile doğrudan ilgilidir. Türklerin İslam sahnesine çıkışından asırlar önce dile getirildiği iddia edilen bu sözler, kimi zaman “mucize”, kimi zaman “kehanet”, kimi zaman da “sonradan üretilmiş rivayet” olarak değerlendirilmiştir. Peki, bu rivayetleri nasıl okumalıyız?

Ticaret Yolları ve Muhtemel Karşılaşmalar

İslam öncesi Arabistan, sanıldığının aksine içine kapalı bir coğrafya değildi. Doğu Arabistan’da kurulan Muşakkar ve Debâ gibi büyük panayırlar, yalnızca Arap kabilelerini değil, İranlıları, Hintlileri ve Orta Asya’dan gelen tüccarları da bir araya getiriyordu. Bu panayırlar, mal kadar kültürün, kıyafet kadar fizyonominin, dil kadar zihniyetin de dolaşımda olduğu mekânlardı.

Bu çerçevede, Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesi ticari seferleri sırasında Türk kökenli topluluklarla karşılaşmış olması ihtimal dışı değildir. Hadislerde geçen Türk tasvirlerinin –fiziksel yapı, yüz hatları, savaşçılık ve disiplin gibi– şaşırtıcı derecede somut oluşu, bu rivayetlerin yalnızca dolaylı İran kaynaklı anlatımlara dayanmadığını düşündürmektedir. Bu durum, konunun “tarihsel tecrübe” boyutunu göz ardı etmememiz gerektiğini ortaya koyar.

Mucize mi, Tarihsel Öngörü mü?

İslam âlimlerinin büyük bir kısmı, Hz. Peygamber’in Türklerle ilgili hadislerini doğrudan mucize kategorisinde değerlendirmiştir. Geleceğe dair doğru çıkan pek çok haber gibi, Türklerin İslam dünyasındaki rolüne dair rivayetler de bu çerçevede ele alınmıştır. Nitekim klasik hadis şerhlerinde, bu sözlerin zahiri (tarihsel) yönünden ziyade, nübüvvet delili oluşu ön plana çıkarılmıştır.

Ancak bu yaklaşım, meseleyi tek boyuta indirgeme riskini de beraberinde getirir. Zira mucize vurgusu arttıkça, rivayetlerin tarihsel bağlamı ve sosyo-politik arka planı çoğu zaman ihmal edilmiştir. Bunun sonucu olarak da Türkler hakkında gerçeklikle bağdaşmayan, hatta zamanla hurafeye dönüşen anlatılar dini literatüre sızmıştır.

Hadisler Nasıl Tasnif Edilmeli?

Türklerden bahseden sahih hadisler incelendiğinde, bunların rastgele değil, belli temalar etrafında şekillendiği görülür. Bu hadisleri üç ana başlık altında değerlendirmek mümkündür:

Birincisi, Türklerin fizyolojik ve etnik özelliklerini anlatan hadislerdir. Bu rivayetler, Orta Asya’nın sert coğrafyasında şekillenen güçlü beden yapısını, savaşçı karakteri ve disiplinli yaşam tarzını ön plana çıkarır. Burada dikkat çekici olan nokta, tasvirlerin genelleştirici olmakla birlikte aşağılayıcı değil, daha çok betimleyici oluşudur.

İkincisi, Türklerin İslam dünyası ve özellikle Ortadoğu ile ilişkilerine dair hadislerdir. Bu rivayetlerde, Türklerin bölgeye hâkim olacağı, siyasi ve askerî bakımdan belirleyici bir rol üstleneceği ifade edilir. Tarihsel süreçte Abbasilerden Selçuklulara, oradan Osmanlılara uzanan çizgi dikkate alındığında, bu hadislerin yalnızca teorik değil, fiilî karşılıklarının olduğu görülür. Bu noktada, söz konusu rivayetleri Türklerin Ortadoğu’ya girişine yönelik bir “davet” ya da “işaret” olarak yorumlamak mümkündür.

Üçüncüsü ise Arapların Türklere karşı nasıl bir tutum takınmaları gerektiğini belirten hadislerdir. Bu rivayetler, çatışmadan kaçınmayı, ihtiyatı ve siyasî aklı öne çıkarır. Tarihsel olarak bakıldığında, Abbasiler döneminde Türklerin ordu ve yönetimde etkin rol alması, bu hadislerin pratikte de dikkate alındığını göstermektedir.

Sonuç Yerine: Yeni Bir Okumaya İhtiyaç Var

Hz. Peygamber’in Türkler hakkındaki hadisleri, ne körü körüne bir yüceltme malzemesi ne de bütünüyle reddedilmesi gereken metinlerdir. Asıl ihtiyaç, bu rivayetleri hem dini hem tarihsel hem de sosyolojik boyutlarıyla yeniden okumaktır. Mucize vurgusunu inkâr etmeden, tarihsel gerçekliği de göz ardı etmeden yapılacak bir değerlendirme, hem İslam düşüncesine hem de Türk tarih bilincine daha sağlıklı bir zemin kazandıracaktır.

Bugün yapılması gereken, bu hadisleri sloganların, hamasetin ve ideolojik okumaların elinden kurtarıp; ilim, akıl ve tarih süzgecinden geçirmektir. Ancak o zaman Hz. Peygamber’in sözleri, geçmişin tartışması olmaktan çıkıp bugünün ve yarının doğru anlaşılmasına katkı sunabilir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —