Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 03.02.2026 08:39

“Helâl-Haram” Allah’ın Yetkisindedir; Peki Peygamber Bu Dinin Neresindedir?

Facebook Twitter Linked-in


Haber Global ekranlarında yayımlanan “Sıradışı Gündem” programında sunucu Dilara Sayan’ın Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a yönelttiği sorulara verdiği cevapları dinlerken, bu söylemlerin ekran başındaki pek çok kişide oluşturduğu etkiyi ve uyandırdığı tartışmaları gözlemlemek mümkündü. Okuyan, her zamanki kararlı üslubuyla önümüze bir formül koydu: “Hüküm yalnızca Allah’ındır; Kur’an’da olmayan haram, haram değildir.”

Kulağa ne kadar hoş, ne kadar sade geliyor, değil mi? Karmaşık fıkıh kitapları yok, mezhep tartışmaları yok; sadece bir kitap ve biz. Ancak bu “yalın” yaklaşım, aslında İslâm’ın on dört asırlık binasını ayakta tutan ana kolonlardan birini, yani Sünnet’i sarsmıyor mu?

Din Bir “Lego” Seti Değildir

Mehmet Okuyan hocanın yaklaşımına göre İslâm, her parçası Kur’an’ın içine paketlenmiş bir Lego seti gibidir: “Eğer bir parça kutuda yoksa, o İslâm’a ait değildir.” Mezheplerin farklı yorumlarını ise adeta “dine müdahale” gibi sunmaktadır.

Peki, gerçek gerçekten bu kadar siyah-beyaz mıdır?
Kur’an-ı Kerim, temel ilkeleri ortaya koyar. Namazın emredilmesi Kur’an’dandır; ancak namazın nasıl kılınacağı, hangi rekâtta ne okunacağı Sünnet’in, yani Hz.

Peygamber’in öğretimiyle sabittir. Okuyan’ın mantığıyla bakıldığında, Peygamber’e sadece bir “postacı” rolü biçilmiş olur. Oysa âyet-i kerime açıktır:

“O peygamber, onlara temiz şeyleri helâl kılar, pis şeyleri haram kılar.” (A‘râf, 157)

“Postacı” mı, “Öğretmen” mi?

Okuyan, Tahrîm Sûresi 1. âyeti örnek vererek “Peygamber bile haram kılamaz” demektedir. Doğrudur; Peygamber, Allah’ın helâl kıldığını keyfî biçimde haram kılamaz. Ancak İslâm âlimleri der ki: Peygamber, Allah’ın kendisine verdiği yetkiyle, Kur’an’ın rûhuna uygun sınırlar çizebilir. Bu, Allah’ın yetkisine ortak olmak değil; Allah’ın verdiği yetkiyi kullanmaktır.

Mezhep Farklılığı “Din Uydurmak” mıdır?

Okuyan’ın en çok alkış alan ama en çok kafa karıştıran söylemlerinden biri şudur: “Mezheplere göre din değişir mi?”

Burada ince bir kelime oyunu vardır. Mezhepler yeni bir din icat etmez; mevcut olan dinin nasıl uygulanacağı konusunda yöntem geliştirirler. Coğrafya değişir, ihtiyaçlar değişir, yorumlar değişir. Şâfiîlerin denizden çıkan her şeyi helâl görmesi, Hanefîlerin ise daha ihtiyatlı yaklaşması; bir “din uydurma” yarışı değil, Kur’an’daki “temiz ve pis” kavramlarını anlama çabasıdır.

Erkeklerin İpek Giymesi ve Altın Takması Haram mıdır?

Sunucunun Okuyan’a “İpek ve altın erkeğe haram mıdır?” sorusunu yöneltmesi üzerine Okuyan, “Ben Kur’an’a bakarım; Kur’an’da böyle bir yasak yok, dolayısıyla haram değildir” şeklinde bir yaklaşım sergilemiştir. Ayrıca namahrem kadınla erkeğin tokalaşması konusundaki soruya da doğrudan “haram” demekten kaçınmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de ipek ve altın kullanımıyla ilgili doğrudan bir yasaklama âyeti bulunmadığı doğrudur. Ancak İslâm hukukunda hükümler yalnızca âyetlerle değil; Sünnet, icmâ ve kıyas yoluyla da belirlenir. Haşr Sûresi 7. âyette buyurulan:
“Peygamber size ne verdiyse onu alın; sizi neden men ettiyse ondan vazgeçin.”
emri, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yasaklayıcı hüküm koyma yetkisinin Kur’anî bir temele dayandığını göstermektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), erkeklerin ipek giymesini ve altın takmasını açıkça yasaklamıştır. Bu hüküm, dört mezhep tarafından ittifakla kabul edilmiştir.

Hadis:
“İpek giymek ve altın kullanmak ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kılındı.”
(Tirmizî, Libâs 1; İbn Mâce, Libâs 19)

Hz. Ali (r.a.) rivâyeti:
“Resûlullah (s.a.v.) ipeği sol eline, altını sağ eline aldı ve şöyle buyurdu: ‘Şu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir.’”
(Ebû Dâvûd, Libâs 14; Nesâî, Zînet 40)

Hz. Ömer (r.a.) da erkekleri ipekli kumaş giymemeleri konusunda bu hadisleri hatırlatarak sık sık uyarmıştır.

İslâm âlimleri bu yasağın hikmetini; erkeklerin vakarını korumak, lüks ve gösterişten uzak durmak ve karşı cinse benzeme (teşebbüh) riskini ortadan kaldırmak şeklinde açıklarlar. Hanefî fıkhına göre bir giysinin haram sayılabilmesi için içindeki ipek oranının çoğunlukta olması gerekir.

İstisnalar:
Uyuz gibi ciddi deri hastalıkları veya savaş esnasında zırh altına giyilmesi gibi tıbbî ve askerî zaruret hâllerinde ipek giymeye izin verilmiştir. Ancak süs ve gösteriş amacıyla kullanım kesinlikle haram kabul edilmiştir.

Namahrem Kadınla Erkeğin Tokalaşması

Modern tartışmaların aksine, klasik İslâm hukukunda namahrem bir kadınla erkeğin tokalaşması (zaruret hâli dışında) caiz görülmemiştir.

Nûr Sûresi 30 ve 31. âyetlerde mümin erkek ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmaları emredilir. Âlimler, bakmanın yasak olduğu bir durumda fizikî temasın evleviyetle yasak olduğu sonucuna varmışlardır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) hayatı boyunca hiçbir namahrem kadınla tokalaşmamıştır. Kadınlardan biat alırken elini tutmamış, biatı sözle almıştır. Hz. Âişe (r.anha) şöyle buyurur:
“Vallâhi Resûlullah’ın eli asla bir kadının eline değmedi; o yalnızca sözle biat alırdı.”
(Buhârî, Ahkâm 49)

Hadis:
“Sizden birinin başına demirden bir iğne batırılması, kendisine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hayırlıdır.”
(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr)

Mezheplerin görüşü:
Dört mezhebe göre, genç ve namahrem bir kadınla tokalaşmak –şehvet korkusu olsun veya olmasın– haramdır. Yalnızca çok yaşlı ve fitne ihtimali bulunmayan kadınlarla tokalaşmaya bazı âlimler (Hanefîler gibi) ruhsat vermiştir.

Boğulmakta olan birini kurtarmak veya tıbbî müdahale gibi zaruret hâllerinde ise “zaruretler haramları mubah kılar” kaidesi gereğince dokunmak caizdir.

Modernist Yaklaşımlar ve Sünnet’in Bağlayıcılığı

Mehmet Okuyan’ın Kur’an’ı merkeze alma çabası değerlidir. Ancak “Sadece Kur’an” derken, Kur’an’ın bizzat işaret ettiği “Peygamber’e itaat” emrini ve o Peygamber’in mirasını (Sünnet’i) devre dışı bırakmak, dini sadeleştirmekten ziyade içini boşaltma riskini taşır.

Din, yalnızca bir “metin okuması” değil, yaşayan bir gelenektir. Peygamber’i devre dışı bırakan bir din tasavvuru, bin yıllık tecrübenin yok sayıldığı bir kaos üretir. Rehbersiz bir metin, herkesin kendi arzularına göre yorumladığı bir metne dönüşür.

“Sadece Kur’an” söylemiyle sahih hadisleri reddetmek; aslında 1400 yıllık fıkıh mirasını ve ümmetin icmâını görmezden gelmek anlamına gelir. Müslümanlar için ölçü, Kur’an’ı onu tebliğ eden Rasûlullah’ın (s.a.v.) anladığı ve yaşadığı şekilde anlamaktır.
Sünnet’i dışlayan bir Kur’an anlayışı, bizzat Kur’an’ın Peygamber’e itaati emreden âyetleriyle çelişir.

"Ey iman edenler! Allah’a itaat edin (Kur’an’a uyun), Peygambere (sünnetine tâbi olun), ve sizden olan “Ulu’l-Emr’e” (yani, inandığınız gibi Hakk ve hayır üzere sizi yönetenlere, adil devlete ve hükümete, gerçek ilim ve içtihat ehline) de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta anlaşamayıp çekişirseniz, onu hemen Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne (Sünnete) arz edip (bunlara göre hüküm verin. Sorunlarınızı; sarih âyetleri ve sahih hadisleri esas alarak, akıl ve ilim yoluyla kıyas yaparak, içtihat yöntemiyle çözmeyi öğrenin). Şayet Allah’a ve âhirete inanıyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır ve dönüp erişilecek netice olarak daha güzeldir." (Nisâ Sûresi 59. âyet)

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —