Hayatın en görünmez ama en güçlü gerçeği şudur:
Gözle göremediğimiz, elle tutamadığımız şeyler, bizi ayakta tutan en sağlam dayanaklardır.
Umut gibi…
İnsan, çoğu zaman somut olanın peşinden koşar. Güvence ister, kesinlik ister, netlik ister. Oysa hayat; kesinliklerle değil, belirsizliklerle ilerler. Yarın ne getirecek, kimse bilemez. Bugün içimizi yakan bir acı, yarın dönüp baktığımızda bize güç veren bir hikâyeye dönüşebilir. Bugün gözyaşı döktüğümüz şey, yarın aynı insanların arasında gülümseyerek anlattığımız bir hatıra olabilir.
Hayat, çoğu zaman sandığımız kadar katı değildir. Ama insan, onu katılaştırır. Kırıldığı yerden sertleşir, yorulduğu yerden kabuk bağlar. İşte tam da bu noktada bir tercih doğar: Ya kalbini kapatırsın ya da acıya rağmen insan kalmayı seçersin.
Çünkü hayat sadece yaşamak değildir.
Hayat, nasıl bir insan olduğumuzdur.
Ve belki de en sade, en derin haliyle:
Hayat, iyiliğin peşinde koşmaktır.
Hayat, iyi insan olabilmektir.
Bu cümle kulağa basit gelebilir. Ama yaşaması en zor olandır. Çünkü iyilik; rahat zamanların değil, zor zamanların erdemidir. İnsan kırıldığında, haksızlığa uğradığında, yorulduğunda iyi kalabiliyorsa… İşte o zaman gerçekten “iyi”dir.
Bugünün dünyasında insanlar hızlıca değişiyor. Tahammül azalıyor, bağlar zayıflıyor, duygular yüzeyselleşiyor. Herkes bir şeylere yetişmeye çalışırken, aslında en önemli şeyi geride bırakıyor: İnsan kalabilmeyi.
Oysa insanı insan yapan; ne sahip olduklarıdır ne de başardıkları…
İnsanı insan yapan, kalbinde taşıdığı iyiliktir.
Hayatın içinde insanlar vardır.
“İyi ki var” dediklerimiz…
Onlar, en zor zamanlarda içimize umut ekenlerdir. Bir bakışlarıyla, bir sözleriyle, bazen sadece sessiz varlıklarıyla bile insanın yükünü hafifletirler. Çünkü bazı insanlar, hayatı daha katlanılır kılar.
Bir de “Keşke hiç olmasaydı” dediklerimiz vardır.
İçimizde iz bırakan, yoran, eksilten…
Ama belki de onlar da gereklidir. Çünkü insan, neyi hak etmediğini öğrenmeden neyi hak ettiğini anlayamaz. Her hayal kırıklığı, kalbin sınırlarını yeniden çizer. Her uzaklaşma, aslında bir korunmadır.
Ve bir de kalbimizin en derin yerinde sakladıklarımız…
“Hep olsa” dediklerimiz…
Belki yanımızda değillerdir ama içimizdedirler. İnsan bazen en çok kalbinde taşıdıklarıyla güçlüdür. Çünkü bazı insanlar fiziksel olarak yanımızda olmasa bile, varlıklarıyla bizi ayakta tutmaya devam eder.
Tüm bunların arasında insanın en büyük sınavı şudur:
Ne olursa olsun, içindeki iyiliği koruyabilmek.
Çünkü umut, sadece güzel günler beklemek değildir.
Umut; her şeye rağmen iyi kalabilmektir.
Bugün zor olabilir.
Bugün eksik olabilir.
Bugün içimiz yanıyor olabilir…
Ama yine de hayat devam eder.
Ve her sabah, yeni bir ihtimal doğar.
İnsan bazen hiçbir şey değişmemişken bile içinde bir şeyin değiştiğini hisseder. İşte o an, umudun en saf halidir. Küçük ama dirençli… Sessiz ama güçlü…
Belki de hayatın bütün özeti şudur:
Kıymet bilmek, yük olanı bırakmak ve kalbe iyi geleni korumak.
Çünkü ömür; herkesi taşımaya, her kırgınlığı büyütmeye yetecek kadar uzun değil. Ama sevmeye, affetmeye ve yeniden başlamaya yetecek kadar derindir.
Bu yüzden belki de her sabaha şu duayla başlamalıyız:
“İyi ki var” dediklerimiz yanımızda olsun…
“Hep olsa” dediklerimiz kalbimizde yaşasın…
“Keşke hiç olmasaydı” dediklerimiz bizden uzak kalsın…
Ve biz…
Her şeye rağmen,
iyiliğin peşinden yürümeye devam edelim.
Çünkü hayat, en çok da
iyi insan kalabilenler için anlamlıdır.
Gün umuda doğsun.