Adil Hacıömeroğlu

Tarih: 25.02.2026 11:12

GELENEKTEN İNANCA

Facebook Twitter Linked-in

Toplumların yaşadığı koşullara, onu oluşturan kişilerin ilişkilerine bağlı olarak birtakım gelenekleri oluşur zaman içinde. Gelenekler, aslında toplumsal uzlaşmayı, bireylerin günlük yaşamdaki uyumunu sağlamak için herkesçe benimsenen yazısız kurallardır. Çünkü kurallar olmasa toplumsal uyum olmaz. Kuralsızlık, toplumsal kargaşayı ve bireyler arasında çatışmayı getirir. Bireylerin kuralsız davranması, sürekli kendi aralarında çatışması toplumdaki mutluluğu, güveni, erinci, dayanışmayı, sevgi ve saygıyı yok eder.

İnsanların bir arada güvenle yaşaması için yazılı ya da yazısız kurallar çok gerekli. En küçük toplumsal birlikler oluşmaya başladığı günden başlayarak kurallar ortaya çıkmış bireyler arasında. İlk başta bu kurallar yazıya geçirilmemişti. Kuşaktan kuşağa, dilden dile bu kurallar geçer ve benimsenirdi. Kurallar böylece gelenekselleşirdi. Gelenek giderek inanca dönüştü. İnanca dönüşen geleneğin uygulanması büyük zorunluluktu. Çünkü inanca dönüşen kuralların uygulanması tanrının isteğiydi. Kurala karşı gelmek, tanrıya karşı gelmek demekti.

Dünyanın tüm toplumlarında gelenekler var ola geldi tarihin en eski zamanlarından beri. Yeni dinler ortaya çıktıkça bu gelenekler, yeni dinlerin içine karıştı. Yeni dinin bir parçası, kuralıymış gibi insanlar ona inanmayı sürdürdüler. Böylece gelenekler, inanca dönüşerek yaşamlarını binlerce yıldır sürdürmekte.

Doğu Karadeniz’in bir köyünde doğup büyüdüm. Geleneklerini, kültürünü benimseyip içselleştirdim. Birçok geleneği, yıllarca kentte yaşamama karşın hala yaşatırım belleğimde ve davranışlarımda. Köyümde öğrenip benimsediğim birçok gelenek, yaşamımım bir parçası oldu. Onları içselleştirdiğim için yüreğimde inanca dönüştüler sanki. Geleneğe aykırı davrandığımda büyük bir yanlış, bağışlanmaz bir suç işlemişim gibi oluyorum.

Çocukken ıslık çalmayı büyük bir uğraşın sonunda öğrendim. Her çocuk gibi ıslık çalmayı öğrenmem, benim için önemli bir başarıydı. Sabahtan akşama dek fırsat buldukça bildiğim türküleri çalıyordum ıslıkla. Çocukken köyümüzde elektrik yoktu. Gaz lambasıyla aydınlanırdı evimiz. Konuklarımız gelince lüks lambasını yakardı babam. Işıl ışıl yanan lamba, gazyağını daha çok tüketirdi. Bu nedenle de her zaman yakılmazdı. Ben, geceyi aydınlatan çoğu zaman on numara, arada sırada on dört numara gaz lambasının alaca karanlığında ıslıkla türkü çalarak gezinirdim evin içinde. Kimi zaman da oturduğum yerde dalıp giderdim ıslığın peşi sıra.

Islık çaldığımı işiten ninem: “Tüüü, tüüü… Bu uşak şeytanları topladı eve. Başımıza büyük uğursuzluk gelecek bu yüzden.” deyip beni sertçe uyarırdı ıslık çalmamam için. Islığı keserdim. Büyük suç işlemişim gibi durgunlaşır, bir yana çekilirdim. Ninem, ellerini açıp dualar ederdi evimizden şeytanları kovmak için. Bu durumlar çokça yinelendiği için evde ıslık çalmamaya başladım geceleyin. Hatta bununla da kalmayıp ıslık çalanları da uyarmaktan geri kalmadım.

Eskiden elektrik olmayan evler gecenin karanlığına gömülürdü. Ay ışığı olmadığında kapkara bir gökyüzü ile birkaç metre ötesini göremediğin toprağın arasında yaşamını sürdürürdü insanlar. Yaşanan yerlerde motor gürültüleri de yoktu. Ayrıca karanlık bir gecede kimse dolaşmazdı dışarda. Bazı hayvan seslerinin dışında ses olmazdı çevrede. Bir de yağan yağmurun, esen yelin sesi işitilirdi çoğu zaman ürpertiyle. Evde konuşmanın dışında çalınacak ıslık, dışarıdan gelecek uğursuz seslerin işitilmesini engelleyebilirdi. Ya da… Islık, bazı yabani hayvanlarca çağrı olarak kabul edilebilirdi. Böylece vahşi hayvanlar evin çevresini mesken tutabilirlerdi. Bu vahşiler, insanlara ve evcil hayvanlara zarar verirdi. Bu gelenek/inanç bu nedenle ortaya çıkmış diye düşünmekteyim bugün.

Nedendir bilmem bugün de ıslık çalmam evde geceleri. Şeytanların toplanmasını istemem evimin içinde. Ne yazık ki yaşadığımız kentin caddeleri, sokakları, dinlençleri, alanları, kimi zaman komşu evler iki ayaklı şeytanlarla dolu. Gerçi, bu şeytanların ıslığı işitip gelmeleri de söz konusu değil. Olsun… Ben yine de önlemimi alıp geceleri ıslık çalmayayım.

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               24 Şubat


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —