“Eskiden…” diye başlayan her cümle masum değildir.
Bazen bir hatıranın değil, bugünden kaçışın işaret fişeğidir.
Bazen nostalji değil, sorumluluktan firardır.
Eskiden komşuluk vardı derler.
Eskiden saygı vardı derler.
Eskiden ahlak vardı, adam vardı, söz vardı derler.
İyi de…
O eskiden kalan adamların çoğu bugün hayatta.
Peki neredeler?
Niye sadece anlatıyorlar da yaşamıyorlar?
Atalar boşuna dememiş:
“Lafla peynir gemisi yürümez.”
Ama bizde lafla tarih yazılıyor, sorumluluk siliniyor.
Bu ülkede geçmiş, dokunulmaz.
Ne söylersen söyle, eleştiremezsin.
Ama bugün…
Bugün her şey serbest. Hırpalamak da serbest, yakmak da.
Geçmişi överken bugünü yerden yere vurmak kolay.
Çünkü geçmiş hesap sormaz, bugün sorar.
Geçmiş senin hatanı yüzüne vurmaz.
Bugün vurur.
O yüzden dünü seviyoruz.
Çünkü dün konuşmaz, bugün konuşur.
“Ölü arkasından konuşulmaz” derler ya,
Bizde geçmiş ölü, o yüzden rahat rahat övülüyor.
“Eskiden adam vardı” diyenlerin çoğu,
bugün sıraya girmiyor,
bugün kurala uymuyor,
bugün haksızlık karşısında susuyor.
Ama anlatırken çok yiğitler.
Hikâyede cesurlar.
Hatırada mertler.
Mizah burada başlıyor zaten.
Adamlık anı defterinde,
ahlak nostalji albümünde.
Bugün birine haksızlık yapıldığında ses çıkarmaz,
ama 40 yıl önceki adaleti ballandıra ballandıra anlatır.
“Kelin ilacı olsa başına sürer” demişler.
Adamlık da öyle…
Gerçek olsa bugünde görünürdü.
Geçmişle övünmenin maliyeti yok.
Risk yok.
Bedel yok.
Ama bugün doğruyu savunmanın bedeli var.
Dışlanırsın.
Yalnız kalırsın.
“Boş ver” derler.
O yüzden herkes geçmişin kahramanı.
Bugünün ise seyircisi.
“Korkunun ecele faydası yok” derler,
Ama biz korkuyu hayat tarzı yaptık.
Geçmiş anlatıları bizde hep iri yarı.
Hep destan.
Hep gurur.
Ama bugünün vicdanı cılız.
Bir haksızlığa iki kelime edemeyecek kadar zayıf.
Geçmişteki yoksulluğu anlatırken gözleri dolar,
ama bugünkü yoksulu görmezden gelir.
Çünkü hatıra anlatmak duygulandırır,
sorumluluk almak rahatsız eder.
Sürekli dünü yücelten toplumlar,
geleceği rehin verir.
Çocuklara ne anlatıyoruz?
“Biz çok iyiydik.”
E peki çocuk soruyor:
“Şimdi niye böyleyiz?”
Cevap yok.
Çünkü cevap, kendimizle yüzleşmeyi gerektiriyor.
“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” der atalar,
Biz iğneyi vitrine koyduk, çuvaldızı millete sapladık.
Kimse geçmişi inkâr etmiyor.
Ama geçmişi putlaştırıp bugünü yok saymak,
ne ahlaktır ne akıl.
Geçmiş, ders almak içindir.
Saklanmak için değil.
Eğer bugün bir şeyler yanlış gidiyorsa,
sürekli “eskiden” demek çözüm değil.
Sadece oyalanma.
“Su testisi su yolunda kırılır.”
Bizim testimiz geçmişte doldu,
bugün çatladı.
Gülüyorsak acıdan,
anlatıyorsak kaçmaktan,
övünüyorsak yapamadıklarımızdan…
Sorun geçmişte değil.
Sorun, bugünden kaçan bizde.