Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 03.02.2026 08:44

Ezberin Değil, Ahlâkın Müslümanı Olmak!

Facebook Twitter Linked-in

 

Günümüzde dinimizi anlatırken sıkça düştüğümüz bir hata var: İman ve İslâm'ın şartlarını sadece bir liste gibi ezberletmekle yetiniyoruz. Oysa asıl mesele, bu şartların kalpte nasıl kök saldığı ve hayatta nasıl meyve verdiğidir. Nice insan var ki "Âmentü billâhi" diye başlayıp imanın altı şartını sayabiliyor; ancak hayatında bu inancın tek bir izi bile yok. Hırsızlık yapan, yolsuzluğa bulaşan veya başkalarının hakkına göz dikenler arasında bile bu ezberi eksiksiz bilenler çıkabiliyor. Peki, sorun nerede? Sorun ezberde değil; anlamada, idrakte ve uygulamadadır.

Eğer bir toplumda 'elhamdülillah Müslümanım' diyenler çoğunlukta olmasına rağmen; doğruluk, dürüstlük, emanete riayet ve kul hakkına titizlik gibi ahlâkî erdemler mumla aranıyorsa, orada îman sadece dilde bir ikrar olarak kalmış; kalbin derinliklerine inip karakteri inşâ eden bir ahlâka dönüşmemiş demektir. Gerçek dindarlık, ibadetin şekilsel tekrarında değil; merhamet, sadakat ve hakkaniyetin hayatın her zerresine sindirilmesinde tecelli eder.

​Dîni anlatan dostlar, hocalar, anne ve babalar! Artık bu millete dîni sadece ezberletmeyi bırakıp, dîni belletmeye yani idrak ettirmeye odaklanmalıyız. Dilimizden dökülen yüce hakikatler çoğu zaman kalbimize inmiyor, ellerimize ulaşmıyor, karakterimize işlemiyor. İmanın şartlarını bildiği halde kul hakkı yiyen, İslâm'ın şartlarını saydığı halde yalan söyleyen bir nesil; bilginin hamalı olmuş ama hikmetinden mahrum kalmış demektir.

​İman, Bir Güvenlik Sertifikasıdır
​Kur'an-ı Kerim, imanı sadece bir söz olarak değil, hayata yansıyan bir amel olarak tarif eder.

Bakara Sûresi'nin 177. âyetinde Rabbimiz şöyle buyurur:

​"Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevdiği halde akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, dilenenlere ve kölelere veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı ödeyen; antlaşma yaptığında sözünde duran; sıkıntı, darlık ve şiddetli savaş zamanlarında sabredenlerin yaptığıdır. İşte bunlar, sadık olanlardır; işte bunlar, takvâ sahipleridir."

​Bu âyet, îmanın sadece inanmakla kalmadığını; paylaşmak, namaz kılmak ve sözünde durmak gibi amellerle tamamlandığını gösteriyor. İman bir tohum gibidir; toprağa atılıp sulanmazsa filiz vermez.

​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu gerçeği vurgular. Meşhur Cibril Hadisi'nde, îmanı "Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere inanmak" olarak tanımladıktan sonra; İslâm'ı da "Kelime-i Şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak ve hacca gitmek" diye açıklar (Müslim, İman, 1).
Burada iman ve amel, ayrılmaz bir bütündür. Bir başka hadisinde ise "Ameller niyetlere göredir" (Buhari, Bed'ü'l-Vahy, 1) buyurarak, imanın samimi bir niyetle hayata geçmesi gerektiğini hatırlatır.

​İmanın Şartlarının Hayata Yansıması

​İmanın şartları günlük hayatımızın her anına sirâyet eden bir duruştur. Kalpte kök saldığı zaman davranışlarımızda, kararlarımızda ve ilişkilerimizde kendini gösterir:
​Allah'a İman: Sadece “Allah var ve birdir” demek değil, O'nun rızasını kazanacak işler yapmaktır.
İmam Şâfii, "İman; söz, fiil ve niyettir" derken tam da bunu kasteder.

Allah'a gerçekten inanan biri; rüşvet fırsatı çıksa da "Allah görüyor, hesabı var" diyerek vazgeçer. Trafikte sabreder, markette fazla verilen para üstünü "Bu kul hakkıdır" diyerek iade eder.
Nisâ Sûresi 136. âyette buyurulduğu üzere bu iman, her an hesap vereceği bilinciyle yaşamaktır.

​Meleklere İman: Onların her an amellerimizi yazdığını bilmektir. “Kirâmen Kâtibîn melekleri yazıyor” düşüncesiyle bir tartışmada dilini tutmak, gizli ve açık her durumda iffetli ve kontrollü kalmaktır.

​Kitaplara İman: Kur'an'ı sadece okumak değil, rehber edinmektir. Karar verirken "Kur'an ne der?" diye sormak; gıybetten kaçınmak ve alışverişte ölçü-tartıya dikkat etmektir (İsrâ, 35).

​Peygamberlere İman: Onların isimlerini bilmekten öte, "Emîn" sıfatını kuşanmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), düşmanının bile emanetini teslim edebileceği kadar güvenilirdi. "Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir" (Buhari, İman, 4) düsturuyla dürüstlüğü hayatın merkezine koymaktır.

​Ahirete İman: "Nasıl olsa affedilirim" tesellisi değil, "Her zerre hayrın ve şerrin hesabını vereceğim" titizliğidir.
Necm Sûresi 39. âyette belirtildiği gibi, "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." Ahirete inanan kişi; yolsuzlukla mal biriktirmenin hangi durakta biteceğini sorgular.

​Kadere İman: Peygamberimiz'in (s.a.v.) buyurduğu gibi "Müminin her hâli hayırlıdır" (Müslim, Zühd, 64) bilinciyle, zorluklarda sabretmek, varlıkta şükretmek ve karamsarlıktan kurtulmaktır.

​İman Bir Vicdan, İslâm Bir Ahlâk Nizamıdır

​İslâm'da ahlâk ve erdemler, dinin kalbi ve rûhu gibidir. İman sadece kalpteki bir inanç değil; o inancın güzel ahlâkla taçlanmasıdır. "Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol" (Tirmizî, Birr, 33) hadisi bu sorumluluğu özetler.

​Mesele, kaç rekat kıldığımızdan ziyade, o namazın bizi kötülükten alıkoyup koymadığıdır. Mesele, Kelime-i Tevhid’i kaç kez tespih ettiğimiz değil; hayatımızda Allah’tan başka kaç tane "put" (para, makam, hırs) edindiğimizdir.

​Ey dini anlatan kardeşlerim! İnsanlara sadece şartları ezberletmeyin; Kelime-i Tevhid'in putları reddedip sadece Allah'a kulluk etmek olduğunu belletin. Anlatın ki iman kalpte bir ateş olsun, hayatı aydınlatsın.

Unutmayalım; asıl iman hırsızlığı, arsızlığı ve yolsuzluğu ortadan kaldıran imandır.

​Gelin, dini sadece bir 'bilgi paketi' gibi sunmaktan vazgeçelim. İmanı bir vicdan, İslâm’ı bir ahlâk nizamı olarak yaşayalım ve yaşatalım. Çünkü Allah, ne kadar çok şey bildiğimize değil; bildiklerimizle ne kadar 'insan' olduğumuza bakacaktır.

​Kendimize soralım: İmanımız hayatımızı değiştiriyor mu? Eğer değiştirmiyorsa, dönüp bir daha düşünelim.

Sözlerimizi duâ ile tamamlayalım:

Yâ Rabbel Âlemîn! Bizlere dilde kalan bir ezber değil, kalbe inen ve hayata hükmeden bir iman nasip eyle. Kelime-i Tevhid’i sadece dilimizle söyleyenlerden değil, hayatımızdaki tüm sahte putları yıkarak sadece Sana kul olanlardan eyle.
​Allah’ım! İmanımızı ahlâkımızla, ibadetimizi dürüstlüğümüzle taçlandır. Bizleri elinden ve dilinden herkesin emin olduğu, kul hakkından titreyen, doğruluktan ayrılmayan 'emin' müminler zümresine ilhâk eyle.
​Ey kalpleri evirip çeviren Rabbimiz! Kalplerimizi dinin ve rızan üzere sabit kıl. Bilginin hamalı değil, hikmetin tâlibi olmayı; gösterişin değil, samimiyetin yolunda yürümeyi bizlere lütfeyle.
Âmîn.

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —