Menü Global Bakış
Rafet Ulutürk

Rafet Ulutürk

Tarih: 15.12.2025 10:22

Etnik Kartın Gölgesinde Siyaset: Peevski Fenomeni ve Çatlayan Maske

Facebook Twitter Linked-in

​Bulgar siyaseti, kirli çamaşırlarını bir figürde bu denli net yansıtan aktörlere az rastlar. Delyan Peevski, yıllardır sadece bir siyasi oyuncu değil, sisteme yerleşmiş kronik bir hastalığın ta kendisidir. O, güç, medya, ekonomik çıkar ve korkunun iç içe geçtiği ve dokunulmazlık zırhı giydiği bir modelin sonucudur.

2013'ten Sonraki Sessizlik ve Yeniden Markalaşma
​2013-2014’te DANS başkanlığı adaylığına karşı yükselen kitlesel protestolar, toplumun "yeter" dediği, bir dönüm noktası umudu yaratan anlardı. O dönemde siyaset sahnesinden "buharlaşan" Peevski, yıllar sonra tamamen farklı bir imajla geri döndü: Zayıflamış, hazırlanmış ve iddialı. Eski ürünün üzerine yapıştırılan bu yeni etiket, bir siyasi "yeniden markalaşma" operasyonuydu. O dönemde kendisine "Sakin ol, sakin ol," diye fısıldayan Velislava Krăsteva'nın koridorlarında üretilen bu yeni maske, yıllarca özenle parlatıldı, yönetildi ve rahatsız edici sorulardan korundu.
​Ancak, bu cilalı cephe artık çatırdıyor.

Maskenin Çatladığı An: Sahiplenme ve Tehdit
​Son haftalarda Peevski'nin kullandığı dil, maskenin düştüğünün en bariz kanıtıdır. Özellikle etnik kimliği siyasi bir sopa olarak sallaması, modern bir liderin vizyonundan çok, eski bir derebeyinin refleksini yansıtıyor.
Sabah çıkışlarında "kardeşlerim" dediği Türkleri, Pomakları ve diğer toplulukları bir mülk gibi sahiplenme üslubu, kabul edilemezdir.
​Dahası, “Kim nefret ekerse nefret biçer” sözünü tehdit tonuyla söylemesi, basit bir üslup hatası değil, toplumun en hassas fay hatlarından biriyle pervasızca oynamaktır. Bu sözler, temsil etme iddiasının değil, kontrol etme arzusunun çıplak dışavurumudur.

Kimlik Siyasetinin Anahtarı: Çözülmemiş Travma
​Bulgaristan, Văzroditelen Protses'in (Yeniden Canlandırma Süreci) yaralarını asla tam olarak saramadı. Ne resmi bir yüzleşme, ne kurumsal bir özür, ne de mağdurlar için gerçek bir adalet mekanizması sağlandı.

​Bu devlet eliyle yaratılan boşluk, etnik kimliğin her seçim döneminde ısıtılan bir siyasi silah olarak kullanılmasına zemin hazırladı. Travmanın çözülmemiş bir yara olarak kalması, bugün Peevski gibi figürlerin kolayca manipüle edebileceği verimli bir zemin oluşturuyor.

Yoksulluğun Anatomisi: Bağımlılık Ağları
​Rodoplar'daki köyler, tütün üreticileri ve ekonomik olarak ihmal edilmiş tüm bölgeler... Bunlar sadece azınlıkların yaşadığı yerler değil, aynı zamanda politik olarak kurgulanmış bağımlılık alanlarıdır.
​Otuz yıl boyunca sanayileşme durdu.
​Tarım modernize edilmedi.
​Gençlere alternatif yaratılmadı.

​Bir toplumu kasten yoksullaştırdığınızda, onu yönetmek çok kolaylaşır.
Peevski'nin "benim insanlarım" dediği yapının arkasındaki gerçek şudur: Güçlü bir temsil değil, tamamen ekonomik bağımlılık.

Hamiden Öte: Boş Vaatlerin Gölgesi
​Peevski, bugün Türklerin ve Müslümanların hamisi gibi konuşuyor. Peki, gerçekte bu gruplar için ne yaptı.

​Văzroditelen Protses mağdurlarına adalet getirdi mi? Hayır.
​Arşivlerin açılması için adım attı mı? Hayır.
​Tütün üreticilerinin yoksulluğunu çözdü mü? Hayır.

​Kırsal kalkınma sağladı mı? Hayır.
​Sadece güçlü söylemler, kameralara uygun pozlar ve boş vaatler. Etnik kartı yeniden masaya sürmesi, bir güç gösterisinden çok, gücünün tükendiğinin ve korkunun bir işaretidir.

Asıl Tehlike: Onu Yaratan Sistem
​Buradaki asıl tehlike Peevski değil, onu mümkün kılan siyasi ekosistemdir. Medyanın tekelleşmesi, yargının siyasallaşması, ekonomik ağların siyasi güce bağlanması ve yoksulluğun bir yönetim aracı haline gelmesi... 
Bu koşullar devam ettiği sürece, Peevski'nin yerine başka bir Peevski çıkar. İsim değişir, ama yöntem aynı kalır.

Toplum Değişti: Dönüşümün İşaretleri
​Peevski'nin dili artık eskisi kadar etkili değil çünkü toplum değişti:

​Sosyal medya, korku duvarlarını yıktı.
​Genç kuşak kimlik siyasetine karşı bağışıklık kazandı.
​Bilgi artık kapalı kapılarda kalmıyor.
​İnsanlar alay ederek, sorgulayarak ve eleştirerek bu maskeyi düşürüyor. Peevski’nin son çıkışları, bir güç patlaması değil, yıkımın ilk belirtileridir.

Yeni Bir Sayfanın Eşiğinde
​"Kan dökülmeden demokrasi gelmeyecek" diyen umutsuz sesler olsa da, tarih bunun tam tersini söyler. Şiddet, sadece halkı ilk kaybeden yapar ve etnik fay hatlarını onarılamaz şekilde kırar.

​Gerçek değişim; korkusuz gazetecilikten, adalette ısrarcı yurttaşlardan, oyunu satmayan seçmenden ve kimliğinin pazarlık konusu yapılmasına izin vermeyen insanlardan gelir.

​Peevski bugün tehdit ediyor, sahipleniyor ve yön veriyormuş gibi görünüyor. Ama asıl gerçek şudur: Onu güçlü yapan korkuydu—ve o korku azalıyor.

​Siyasi maskeler bir kez çatlamaya başladığında, geri dönüş olmaz. Asıl mesele, Peevski'nin ne dediği değil; bu ülkenin artık kimlikle yönetilmeye razı olmamasıdır. Yıllar sonra ilk kez Bulgaristan'da gerçekten yeni bir sayfanın arifesindeyiz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —