Adil Hacıömeroğlu

Tarih: 26.02.2026 22:35

EŞİKTE OTURMAK BÜYÜK UĞURSUZLUK

Facebook Twitter Linked-in

Ülkemizin neredeyse her bölgesinde köy evlerinin kuzeye bakan yanına pencere ve kapı yapılmaz. Çünkü kuzeye bakan yan, güneş almadığından ev soğuk olur. Kuzey yellerinin getirdiği soğuk ve yağış, evlerin nemli olmasına neden olur. Bunun için evlerin kapıları ve pencereleri güneşin olduğu yanlara açılırdı.

Doğu Karadeniz’de evlerin genellikle karşılıklı iki kapısı olur. Bu, hem evlere kullanım kolaylığı getirirken hem de her mevsimde güneşin ve yelin evin içine girmesini sağlardı. Bu kapılardan birinin doğuya, diğerinin de batıya bakması gelenekti. Bu gelenek, Türklerin tarihin derinliklerinden günümüze kadar gelmekte. Çünkü gök tanrıya inanan halk, güneşle güne başlardı. Bu inanca göre güneşin önünü kesilmemeliydi hem tanrıya saygı hem de sağlıklı olmak için. Atalarımız: “Güneş giren eve hekim girmez.” Sözünü boşuna mı söylemiş. Bölgede arazi koşullarının zorluğu nedeniyle kimi zaman bu kurala uyulmaz. Çünkü Doğu Karadeniz Bölgesi’nde en zor şey, ev yapabilecek bir arsanın bulunması.

Bizim evimizin de doğu ve batı yönlerinde iki kapısı vardı karşılıklı. Kapıların eşiği yüksekçeydi. Genellikle kapının önünde otururdu büyüklerimiz kendi el emekleriyle yaptıkları iskemlelerde. Büyüklerin iskemlesi olur da çocukların olmaz mı? Doğal olarak olur. Çocuklara önem verilirdi. Yeni iskemleler yapılırken çocuklara uygun iskemleler özenle ve öncelikle dokunurdu. Çünkü biz çocuklar sabırsızdık. Büyüklerimiz çocukların sabırsızlığını çok iyi bilirlerdi.

İş dönüşü kapı önündeki söyleşilerin tadına doyum olmazdı. Hem dinlenir hem de söyleşilirdi. Aileden ya da komşulardan bazıları iskemle almaya üşenirdi. Oracıkta buldukları yere otururlardı. En yeğlenen yer ise kapının eşiğiydi. Eşiğe oturulduğunda büyüklerimiz kötü bir şey olmuşçasına uyarırlardı o kişiyi. “Eşiğe oturma, türlü türlü uğursuzluk getirir.” derlerdi. Bir de eşiğe oturana iftira atılacağından korkulurdu.

Neden mi iftira atılır diye korkulurdu? Herkes, sırtını eve dönüp doğanın güzelliklerini seyre dalmışken eşikte oturan hem dışarıyı hem de içeriyi görürdü. Eşikte oturanın biraz yan dönmesi gerekiyordu. Çünkü eşikteki kişi, sırtını kapının bir yanına yaslardı. Evden bir şey yitince iş onun üstüne kalabilirdi.

Aslında eşiğe oturmanın en büyük sakıncası karşılıklı kapılar açık olduğu için o kişinin cereyanda kalmasıydı. Böyle olunca da bu kişi, durup dururken sayrılanırdı. Olmadık yerde başına bir dert alırdı. Bundan öte bir uğursuzluk mu gelir insan başına?

Kapının eşiğine oturmanın bir sakıncası daha var. İçeri giren, dışarı çıkan kişilerin sürekli bastığı yerdir eşik. Biraz yüksekçe olduğu için toz toprak, kir pas toplanır orada. Kişi, buraya oturunca da üstü başı kirlenir. Bu kiri, evin içine taşıyabilir. İşte, böylesi sakıncalı bir durumu yaşamamak için eşikte oturulmaz, demiş atalarımız.

Eşiğe oturmama, önemli bir gelenekti köylerde. Zamanla bu gelenek, inanca dönüştü. Birçok kişi, kapının eşiğine oturmaktan korkar oldu.

Kentlerde yaşadığımız evlerin çoğunun kapısında oturulacak bir eşik yok! Kimi zaman apartmanların giriş kapılarının önündeki basamaklara oturan gençleri görürüm. İçimden gülümserim. Eşiğe oturmanın uğursuzluğu usuma geldiğindendir bu gülümsemem. Ben yine de eşiğe, kapı önündeki basamaklara oturmam ne olur ne olmaz diye.

                                                                                   Adil Hacıömeroğlu

                                                                                   24 Şubat 2026


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —