
Sosyal güvenlik sistemleri, bireyin çalışma hayatı boyunca verdiği emeğin, ödediği primin ve liyakatin bir yansımasıdır. Ancak son yıllarda Türkiye’de emekli maaşlarına yapılan müdahaleler, bu sistemi bir "sosyal yardım" mekanizmasına dönüştürme riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik’in paylaştığı "En düşük emekli maaşı 20.000 TL oluyor" haberi, ilk bakışta bir müjde gibi görünse de, madalyonun öteki yüzünde derin bir adaletsizliği barındırıyor.
En düşük emekli maaşına yapılan yüksek oranlı artışlar, maaşı bu sınırın biraz üzerinde olan milyonlarca emekliyi "görünmez" kılıyor. 25-30 yıl boyunca yüksek prim ödeyen, kalifiye işlerde çalışan bir emekli ile en düşük prim gününü dolduran bir emeklinin maaşı arasındaki makas kapandıkça, sistem şu soruyu sorduruyor: "Neden daha fazla çalıştım, neden daha çok prim ödedim?" Bu durum, maaşı en düşük sınırın üstünde kalan emekliyi adeta cezalandırmaktır.
Memur Emeklisinin "Seyyanen" Yarası
2023 yılında çalışan memura verilen ancak emeklisine yansıtılmayan seyyanen zam, Cumhuriyet tarihindeki en büyük "statü ayrışmalarından" biri olarak kayda geçti. Memur emeklisi, aynı kurumda, aynı unvanda çalıştığı meslektaşının yarısı kadar maaş alırken, bu farkın kapatılacağı sözü henüz yerine getirilmedi. Memura hak görülen, o memurun dünü olan emekliye neden çok görülüyor? Emeklilik, aktif çalışma hayatının bir ödülüdür; cezası değil.
Vekil ve Asil Arasındaki Uçurum
Kendi özlük hakları ve maaş artışları söz konusu olduğunda mecliste sergilenen o meşhur "el birliği," ne yazık ki 16 milyon emeklinin sofrası söz konusu olduğunda yerini "bütçe disiplini" tartışmalarına bırakıyor. Milletin aslı olan emekliler, geçim savaşı verirken; milletin vekili olanların bu duruma seyirci kalması, toplumsal sözleşmeye olan güveni zedeliyor.
Unutulmamalıdır ki: Bir toplumun medeniyet seviyesi, yaşlılarına ve emeklilerine sunduğu refahla ölçülür.
Çözüm Ne Olmalı?
Adalet, sadece "en alttakini" yukarı çekmek değil, tüm paydaşların hakkını korumaktır.
* İntibak Yasası: 2000 öncesi ve sonrası ayrımı son bulmalı, maaş bağlama oranları (ABO) yeniden düzenlenmelidir.
Aylık Bağlama Oranı (ABO), en basit tanımıyla; çalışma hayatınız boyunca SGK'ya bildirilen kazançlarınızın (primlerinizin) ne kadarının size emekli maaşı olarak geri döneceğini belirleyen yüzdesel katsayıdır.
Türkiye’deki emeklilik sisteminde yapılan yasal değişiklikler (özellikle 1999 ve 2008 reformları), bu oranları kademeli olarak düşürmüştür. Bu durum, "ne kadar çok çalışırsan o kadar düşük maaş alırsın" gibi paradoksal bir durumun ana sebebidir.
ABO'nun Düşmesinin Pratik Sonuçları
* Maaş Erimesi: 1999 öncesi sistem devam etseydi, bugün emekli olan birinin alacağı "kök maaş", mevcut sistemde aldığı maaştan çok daha yüksek olacaktı.
* Kök Maaş Sorunu: Günümüzde birçok emeklinin "kök maaşı" ABO'nun düşük olması sebebiyle, Devlet bu rakamı "en düşük emekli maaşı" düzenlemesiyle (örneğin 20.000 TL'ye) tamamlıyor.
* Prim Adaletsizliği: Çok prim ödeyen ile az prim ödeyenin maaşının birbirine yaklaşmasının temel sebebi, 2008 sonrası ABO'nun %50 gibi düşük bir seviyeye çekilmiş olmasıdır.
Kısacası: ABO, emeğinizin "verim puanı" gibidir. Bu oran düştükçe, kağıt üzerinde yüksek maaş alsanız bile, bu kazancın emekliliğe yansıyan kısmı giderek küçülmektedir.
✓ Oransal Eşitlik: Artışlar sadece taban maaşa değil, tüm maaş skalasına eşit ve adil bir oranda yansıtılmalıdır.
✓ Seyyanen Zam: Memur emeklisinin geçmiş kayıpları derhal telafi edilmelidir.
En düşük maaşı 20.000 TL’ye çıkarmak bir iyileştirmedir ancak bir "çözüm" değildir. Emekliyi enflasyona karşı korurken, sistemin kendi içindeki adalet terazisini bozmak, gelecekte kimsenin prim ödemek istemeyeceği bir yapı yaratacaktır.
Emeklinin cebindeki para sadece bir rakam değil; yılların emeği, uykusuz geceleri ve vatana hizmetinin karşılığıdır.
Mithat Güdü