Adil Hacıömeroğlu

Tarih: 19.02.2026 11:45

EĞİTİMSİZ ÖĞRETİM

Facebook Twitter Linked-in

Okullarımızın işlevini anlatırken hem halk arasında hem de yasalarımızda “eğitim ve öğretim kurumları” olarak tanımlanırlar. Bu tanımlama, son derece doğrudur, içeriği ve anlamı boşaltılmadığı sürece. Okulların yaptığı işi, özetleyerek anlatan “eğitim” ve “öğretim” sözcükleri rastgele seçilmemiştir. Bu iki sözcüğün söyleniş sırası da ilgi çekici. Önce “eğitim” sonrasında “öğretim” gelir. Zaten okullar; halk arasında, öğretmen ve öğrencilerce “eğitim kurumları” olarak anılır. Demek ki eğitim olmadığında öğretim de olmayacağı için okul da okul olmaz, işlevini yerine getiremez.

Bir süreç içinde kişide oluşan olumlu yöndeki davranış değişikliğine, eğitim denir kısaca. Demek ki eğitim gören biri, olumlu yönde davranış değişikliği göstermek zorunda. Bu olmadığında eğitim de amaca ulaşılmamış demektir.

Okullarda değişik öğrencelerle (derslerle) karşılaşır öğrenciler. Bu öğrencelerin hepsinin alanı, içerikleri farklı. Türkçe dersinde öykünün ne olduğunu anlatır öğretmen. Bu, öğretimdir. Bu öğretilen bilgi ışığında öğrencilerin öykü yazmaya başlaması ise bir eğitimdir. Çünkü burada öğretilen bilgi; davranışa, uygulamaya, eyleme dönüşür. Yani öğrenilen bilgi, yaşama geçirilir. İşte, okullarda yapılması gereken, ulaşılmak istenen amaç budur.

Okullar yalnızca öğrencilere bilgi yükleyen yerler değil. Eğitim yapılmayan okullarda öğrenciler; kuru, yavan, yaşama geçirilemeyen, uygulaması olmayan bilgi hamalına dönüşür. Bu tür bir eğitim anlayışı ne yazık ki ezberciliğe dayanır. Ezber bilginin yaşamla ilişkisi olmaz. Bu nedenle ezberlenen bilgilerin yararı oldukça düşüktür.

Eğitim, çok yönlü ve çok boyutludur. Bir kişinin yaşamı boyunca karşılaştığı her olayın, her zorluğun, her sorunun, her durumun eğitimi yapılabilir. Aslında eğitimle yaşam kolaylaşır. Geleceğe yönelik amaçlar, ülküler, planlamalar eğitimle olur. Kişi; bilgisini, görgüsünü, deneyimlerini eğitimin gücüyle yaşama geçirir. Bir ülkenin kalkınması, ileri gitmesi, erinç içinde yaşaması, geleceğe güvenle bakıp varlığını sürdürmesi eğitimle olur. Kısacası iyi bir eğitim, toplumun geleceğidir.

Eğitimli kişinin oturup kalkması, konuşması, giyimi kuşamı, olaylara karşı tepkisi, insan ilişkileri, yemek yemesi, bir toplulukta hakkına razı gelmesi, başkalarının haklarını koruması, iyi bir dinleyici olması, karşısındakilere saygı göstermesi, zayıfı koruması, küçüklerle yaşuluları koruması, her türlü varlığı sevmesi, her canlının yaşam hakkına saygı duyması, ne zaman ne yapacağını bilmesi, çevresine uyum göstermesi, özverili yapısı, hoşgörüsü, nefsini disiplin altına alması, değerlere ve aktöreye uygun davranışlarıyla ilgi çeker.

24 Ocak 1980 ekonomik kararlarının uygulanması için 12 Eylül 1980 askeri darbesi yapıldı. Bu darbe; toplumumuzu her yönden etkiledi. Ekonomi, siyaset, sosyal yaşam, eğitim, kalkınma, sağlık, toplumsal örgütlenme, tarım, hayvancılık, yargı, güvenlik, dünyaya bakış gibi birçok alanda değişiklikler oldu. Toplumun belleği yeniden oluşturuldu. Toplumcu düşünmenin yerini, bireycilik aldı. Bu da hem toplumsal hem de kişisel ülkücülüğü yok etmeye başladı. 12 Eylül’ün mimarları, topluma: “Gemisini kurtaran kaptan” sözü gereğince bireyciliği benimsetmeye çalıştı. Bu konuda, büyük bir oranda amaçlarına da ulaşmış sayılırlar. Bencilliği, toplumun her yanına yayarak bencil bireylerin olmasının yolunu açtılar. Kişinin hangi yolla olursa olsun para kazanmasının asıl amaç olduğunu topluma benimsetmeye çalıştı 12 Eylül darbecileri. Bu anlayış doğrultusunda kamu kaynaklarını yağmalama yarışı başladı. Yerden pıtrak gibi kamu kaynaklarını yağmalayan varsıllar bitmeye başlarken halkın büyük çoğunluğu yoksullaştıkça yoksullaştı.

12 Eylül darbesinin en çok zarar verdiği alan okullarımız. Okulların eğitim işlevi bir yana itilip unutturuldu. Eğitim kurumlarımız, yalnızca öğretim yapılan yerler olarak görüldü. Böyle olunca öğretim de giderek zayıflayarak ağır aksak yürümeye başladı. Ezbercilik; öğrencilerin üretkenliğini, yaratıcılığını, özgüvenini, ülküsünü, özverili çalışmasını, topluma adanmışlığını, yardımlaşma ve dayanışmalarını, birlikte çalışma alışkanlıklarını yok etti.

Eğitim, para kazanmanın bir yolu oldu nedense. Okullar, para kazanmanın bir aracı olunca eğitim içeriği kuş olup uçtu kurumlardan. Çünkü uygulanan ekonomik sistemin kuralları, ilkeleri, aktöresi ve toplumun çıkarlarını önceleyen amaçları yoktu. Asıl amaç para kazanmak olunca eğitim, ikincil plana düştü ne yazık ki. İkinci plandaki eğitim zamanla rafa kaldırıldı kolayca.

Televizyonun yaygınlaşmasıyla okullarda yapılamayan eğitin ekranlara taşındı. Buna giderek akıllı telefonlar eklendi. Ancak ekranlardaki eğitim olumsuz yönde oldu. Ekran, insanlık erdemlerini ve toplumsal değerleri hiçe sayıp aşındırmaya başladı. Toplumun çekirdeği olan aile kurumuna savaş açtı ekranlar. Aileler dağılmaya başladı. Büyük olsun küçük olsun kişilerde ekran bağımlılığı giderek arttı. İnsanlar, ekranla yatıp kalkmaya başladı. Birçok kişinin eğitimi de öğrenimi de buralardan yapılıyor ne yazık ki. Bu; toplumun çözülmesine, çürümesine yol açtı.

Türkiye, bağımsızlığını batı emperyalizmine karşı verdiği zor bir savaşla kazandı. Cumhuriyet’imiz, batı emperyalizmine karşı verdiğimiz zorlu savaşın küllerinden doğdu. Devrimlerimizi; batının yıkıcılığını onarmak, çağdaş bir düzen kurmak ve bir daha işgale uğramamak için yaptık. Dünyada sömürgeciliğe karşı ilk kurtuluş mücadelesini başararak ezilen uluslara örnek ve öncü olduk.

Dün savaş alanlarında yenip ülkemizden kovduğumuz batı emperyalizmi, bugün ekranlarla evlerimizi, çocuklarımızın belleklerini, yüreklerimizi işgal etti. Kendi kokuşmuş yaşam biçimlerini, bizlere dayatıp benimsetmeye çalışıyorlar. Bu yolla önce ailelerimiz, sonra da toplumumuzu dağıtıp çökertmeye çalışmaktalar. İşte, 12 Eylül darbesinin yok ettiği, kokuşturduğu eğitim sistemimizin açık kapısından batı, çocuklarımıza el attı. Onları; köhnemiş düzenleri, kokuşmuş yaşam biçimleriyle tarihsel köklerinden, insanlık erdemlerinden, toplumsal aktöremizden koparıyor. Bu, ülkemize karşı açılan bir savaş… Bu savaşa karşı kendimizi, çocuklarımızı, ailelerimizi, ulusumuzu, tarihimizi, erdemlerimizi, aktöremizi ve bizi biz yapan değerlerimizi savunmak zorundayız. Bu savaşı kazanarak ezilen uluslara yeniden örnek ve yol gösterici olmalıyız.

 

Atatürk, Onuncu Yıl Nutkunda: “Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” diyerek ulusal kültürümüzün toplumun geleceği, çocuklarımızın yetiştirilmesi için ne denli önemli ve belirleyici olduğunu belirtmiştir. Atatürk, bu tarihsel sözüyle ulusumuzun tümüne, milli kültürü geliştirme konusunda bir görev vermekte. Milli kültürü geliştirmek, ayakta tutmak için halkımıza dayatılan batı kültürüne, yaşam biçimine de set çekmek gerekir.

 

 

Ülkemizi ekran bağımlılığının yıkıcılığından, çocuklarımızın beyinlerini sanal ortamın çürümesinden, ailelerimizi küresel saldırıdan korumak için yüzyılların imbiğinden süzülerek gelen aktöremiz, tarihin derinlerindeki köklerimizin bize verdiği yüreklilik, insanlığın büyük hazinesi erdemlerimiz ve Cumhuriyet değerlerimizle karşı koyacağız. Bu savaşı toplumsal işbirliğiyle kazanabiliriz. O da yurttaşlarımızın tümünün imece yapmasıyla olacak. Bu imecemizde kılavuzumuz, Cumhuriyet’imizin kurucu ilkeleri ve onun değerleri olacak.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                        18 Şubat 2026


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —