Menü Global Bakış
Hakan DİKMEN

Hakan DİKMEN

Tarih: 17.03.2026 08:05

Dikkat! Gökyüzüne bakın ve canınızı koruyun…

Facebook Twitter Linked-in

Saçaklardaki Kristal Hançer!
Her zaman söylemişimdir; 
Erzurum zor şehirdir. 
Bu şehirde yaşamak için bedel ödemek lazım geldiği gibi ayakta kalabilmenin de kendisine has ritüelleri bulunmaktadır. Ekim sonu itibarıyla, taaa Mayıs sonlarına kadar hatta bazen Haziranın ortalarına kadar uzayabilen, büyük ve zorlu bir maratonu karşılayabilmen için maddi ve manevi olarak hazırlık yapman gerekmektedir.
Eğer ki bu hazırlıklarını “günün şartlarına göre değerlendiririm ve günü kurtarırım” mantığıyla hayal kurarak tasarlayıp, adımını da o yönde atıyor isen, eyvah ki ne eyvah…!
İstisnasız o düşüncede olanlarımızın bazıları, bugün baharı dahi göremediği olmuştur.
Hayatta ve ayakta kalabilmenin bedeli olarak,
Mecburen.
Ama biliriz ki can, yani hayat tek bir kullanımlık… 
Erzurum’da gökyüzüne bakmak, sadece bulutları seyretmek değildir; bazen o bahse konu değindiğimiz hayatta kalma mücadelesidir. Havalar ısınıp o meşhur ayaz kırıldığında, üzerimizdeki ayaz kokusu henüz çıkmamışken çatılarda biriken karların gözyaşları buzdan kılıçlara dönüşür. Biz onlara "sarkıt" deriz ama onlar aslında damlarımızın ucunda bekleyen, soğuk ve keskin birer ayrılıktır.
Bir başka bahara hasret kalmak, bu topraklarda yaşayanların heybesinin tek azığıdır aslında.
Kader deyip, zoraki kabullenişimizdir.
Başkalarının ihmalkârlığını zoraki yutkunarak, Allah’ın takdiri deyip geçiştirmektir. 
Elinizde fırından yeni çıkmış sıcak bir ekmekle, sevdiklerinize kavuşma telaşıyla kaldırımda yürürken; başınızın üzerinde asılı duran o devasa kristallerin bir "ecel" olabileceği kimin aklına gelir? 
Maalesef, bu şehrin sokaklarında her yıl en az; en az bir ocağa ateş düşüyor. 
Bir babanın evladına son bakışı, bir gencin yarım kalan hayalleri, o bir anlık düşüşün içinde eriyip gidiyor. Araçların üzerine düşüp sacı kâğıt gibi yırtan o buz kütleleri, insanın üzerine düştüğünde; sadece bedeni değil, geride kalanların ruhunu da paramparça ediyor.
İhmal ve kader arasındaki o ince çizgi…
Evet, Erzurum’un iklimi bu, kaçış yok. 
Ama damlarda asılı duran o kılıçlar, sadece doğanın bir oyunu değil; aynı zamanda bizim birbirimize karşı olan sorumluluğumuzun da sınavıdır. 
"Kader" deyip geçmek, o buzların altında can veren canların anısına haksızlık değil midir? Ya da hayata tutunmaya çalışan umuda hasret olanların umudunu yarı yolda bırakmak değil midir? 
Apartman yöneticisinden esnafına, belediyesinden komşusuna kadar hepimiz, o saçağın altından geçen "yabancının" aslında bizim kardeşimiz, evladımız olduğunu unutmadık mı?
Erzurum’da güneş sadece karları eriterek toprağı gün yüzüne çıkarmaz. Bazen acıları da gün yüzüne çıkarır. 
Ne yapalım her adımımıza yazı mı yazalım?
Lütfen, havalar ısındığında sadece yere değil, göğe de bakın, diye.
Gelin hep birlikte,  
Çatılarımızın ucundaki o "kristal hançerlerin" bir can almasına izin vermeyelim. Güneşin ısıttığı sokaklarımızda feryat sesleri değil, çocuk cıvıltıları yükselsin.
Unutmayın; bir damın ucundaki buzu kırmak, belki de bir hayatı kurtarmaktır. Ve bir hayatı kurtarmak, bütün dünyayı kurtarmak kadar mukaddestir.
Ramazan ayının hassasiyetiyle bu seferlik böyle geçiştirelim ama çatılarda biriken o hançerlerin işleyeceği suça bile-isteye kimlerin ortak olduğunu saymaya kalkar isek, asıl o buzdan hançer kimin başına düşermiş o zaman anlatırız…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —